Biz birbirimizindik, ama birbirimizden o kadar ayrı kalmıştık ki, başkalarınındık artık. Yaşamlarımızda asıl hak iddia edenler işgalciler ve sadece işgalcilerdi.
Parça parça sana karışıyordum. Böyle nasıl çoğaldığımızı uzun süre fark etmeyeceğiz. Güneşin doğmadığını batmayışından anladığım günlerde korkmamayı öğrenmişim. Korkmayacağım.
Korkmaktan yorulup da dert etmemeye başlamaksa her şeyin sonunu getirecekti sanki. Bir tür isyan olurdu aslında bu, ama o zamanlar adı ihanetti. Her gece yastıklar, her sabah güneş, bütün tarih kitapları, bütün söylenceler, bütün yüzler ve muktedirler hep aynı şeyi söylüyordu bize: “Korkmalısın.”
Sayfa 105 - Rüyalarımız Bizimdir- Perçem U. Yıldızbaş·Kitabı okudu
“Ne zaman öptün?” diyorum biraz öksürdükten sonra.
“Yarın,” diyor ve uzanıp öpüyor dudağımın köşesinden, “ve sonraki gün...” Bu kez uzunca. “Ve ertesi gün de... Hatırlasana,” diyor.
Nasıl unuturum sahi, öptükçe hatırlıyorum.
Tutkuyla beslenmiş bir melankoli yahut mantığı elden bırakmamış bir romantizm gibiydi bu, bir taraftan birbirinden daha rahat ayırt edilirken diğer taraftan giderek daha da karışıyordu yüzleri.