Yavan, verimsiz bir yaşantı içindeki insanlar da içlerindeki gerçek duyguları aramazlar. Çevrelerinin kendilerine biçtiği çerçeveyle yetinir ve bunu alışkanlık hâline getirirler. Bu da içlerindeki gizli, gerçek duyguların ölmesine kadar gider.
Bu “bana ne derler” durumu sevimli, saygılı ama içi boş insanlar yaratır. İpleri başkalarının elinde olan kukla misali. En zor anlarda bile hissettikleri “makbul olan” olacaktır.
“Tam da o elim günün arifesi gelip çattığında, yolun sonuna geldiği düşüncesi yoğun bir şekilde ve tüm korkunçluğuyla içine yerleşiyor. Oysa o ana kadar ölüm düşüncesi sadece hayal gibi gelip geçiyordu aklından.”