Zira şehvete esir olan kimse, onun kulu, kölesi olur. Onun her ihtiyacı eksiklik olur. O halde ihtiyaçlardan kurtulmak ve şehvetlerine hakim ve kaadir olmak bir kemal ve üstünlüktür. Bu kemal, Allahü Tealâ'nın ve meleklerin sıfatlarına yakındır. Bu yüzden degişmeden, bozulmadan ve muhtaç olmadan uzak olur. Degişme ve muhtaç olmadan ne kadar uzak olursa, o kadar çok meleklere benzemiş olur. Demek ki, kemâl hakikatte ilim ve mârifet ile, sonra da hürriyet ve şehvetlerden kurtulmakla oluyor. Gerçi mal ve makam kemâl, üstünlük görünürler, ama değildirler. Çünkü olümden sonra devam etmezler. Hulâsa insanlar kemâli istemede mâzurdurlar. Hatta belki, vazifeleri budur, buna memur edilmişlerdir. Fakat hakiki kemali istemekte cahildirier. Hepsi de hakiki olmayan kemâle sırtlarını dayamışlardır, büyük ziyan etmişlerdir. Bunun için Allahü Teâla, Asra yemin olsun ki, insan ziyan ve zarardadır, buyuruyor.
Efendi'miz (sav) gelişinden önce geceyi yaşıyordu yeryüzü. Efendimiz'in (sav) veladetiyle gündüz yaşanmaya başladı. Gündüzün yaşandığı Saadet Asrının üzerinden yıllar geçti. Şuan ahir zamanda yaşıyoruz. Ve vakit yine gece... İslam rüzgarları yağmur yüklü bulutları yeryüzünün dört bir yanına dağıtmaz oldu artık.Toprak çölleşti, kalpler taşlaştı.