Bardağını eline aldı. Pilav yerken sık sık su içerdi. Sağında oturan Semra, mühendisin on altı yaşlarındaki büyük kızı, ondan önce sürahiye uzanıp elindeki bardağı doldururdu. Her sefer böyle olurdu. Su içmek istedikçe bardağını hep Semra doldururdu. (Onun bu olayı kabaca, erkekçe, bilgisizce bir açıklaması vardı: "Kadının erkeğe hizmetten hoşlanma içgüdüsü" diye düşünürdü. Bu masada, Semra'nın ona gösterdiği yakınlığın gerçek anlamını bilen yalnız Ayşe'ydi. Belki bir de annesi... Ayşe, Semiha'dan bu anlayışı beklemiyordu. Analar, kızlarının kadın olduklarını çok geç fark ederlerdi. Günlüğüne şunları yazmıştı: "Yemek masasında aramızda C. oturalı Semra'nın bana karşı tutumu günden güne değişiyor. 'Canım ablacım'lı sarılmalar artık yok. Yerlerini çekingen, kaçamak bakışlara bıraktılar. Onu sevdiği, hayalinden kim bilir kaç kere elimden aldığı benden utanıyor olmalı. Akşamları caddedeki bisiklet gezintilerini bıraktı. Çünkü geçen geceki 'gösteriş, yapmacık' tartışmasında C. bir ara '— Araçları, kullanılmaları gereken amaçtan sürekli olarak değişik amaçlar için kullanmak gösteriştir. Sağlam adamın elinde çevirdiği baston gibi. İnsan başını güneşten korumak için yapılan şapkanın kadın başlarında yarım limon kadar ufalması gibi. Bir yere çabuk gitmek için binilmesi gereken bisiklete, şortlu bacaklarla, caddede gezinti için binmek gibi. Züppeliktir bu, gösteriştir/ demişti. Artık, kızara kızara da olsa, anasına babasına 'sen' diyebiliyor. Çünkü gene aynı gece C., '— En yakınlarına bile siz diyenler tanırım. Üstelik onları sevdiklerini de söylerler. İnanılır mı onlara? Kibar görünme yapmacığı değil de nedir bu?' demişti. Yalnız bunlar mı? Ya daha büyüklerini yapamadığı için üzgün, ona gösterdiği küçük özenler? Önüne tuzluk koymalar! -Yemeklerini çok tuzlu yiyor; iyi değil