Son Ada
Zülfü Livaneli, Son Ada’da oldukça sade, yalın ve ağdasız bir dil kullanıyor. Uzun betimlemelerden, doğa tasvirlerinden ve ayrıntılı karakter çözümlemelerinden özellikle kaçınıyor. Karakterler derinlemesine işlenmiş bireyler olmaktan çok, insan tiplerini temsil ediyor. Bu da yazarın amacının bir hikâye anlatmaktan ziyade, okuru düşünmeye sevk etmek olduğunu gösteriyor. Buna rağmen hikaye merak uyandırıcı..
Roman bize önce bir ütopya sunuyor, ardından bu ütopyanın nasıl adım adım bir distopyaya dönüştüğünü anlatıyor. Ancak bu dönüşüm kendiliğinden olmuyor. Ütopyayı yıkan şey; insanlar, alınan kararlar ve bu kararlara gösterilen sessizlik. Zaten insanın olduğu her yerde kusursuz bir ütopyanın mümkün olmadığı da açık. Bu yönüyle kitap, yer yer bir masal ya da saf bir düş gibi ilerlese de, anlatılanlar dünyamız üzerinde yaşanan ve var olan şeyler olduğundan biraz rahatsız ediyor. Bunları aile hayatımızda, iş yerimizde insanlarla beraber olduğumuz çoğu yerde minik örneklerini bulduğumuz olaylar.
Kuralsız bir düzenin mümkün olmadığı ortada; ancak kuralların baskı ve dayatma aracına dönüştüğü bir sistem de yaşanabilir değil. Romanda asıl sorun kuralların varlığı değil, bu kuralların kim tarafından, kimin çıkarına ve hangi korkular üzerinden dayatıldığı. Başkan karakteri “düzen” ve “güvenlik” söylemleriyle adaya geldikten sonra, insanlar sorgulamadan itaat etmeye başlıyor.
Maddiyat ve dünyevi çıkarlar devreye girdiğinde ise dinin, düşüncenin ve duyguların bir önemi kalmıyor. Adaya gelen başkandan sonra herkesin gözü para ve zenginlik hırsıyla dönüyor; insanlar yavaş yavaş kendilerinden ödün veriyor. Bu süreçte kimse “doğru mu?” diye sormuyor, sadece “bana ne kazandırır?” diye düşünüyor. Her şeye masum bakıyorlar.
Kitabın en güçlü yanlarından biri korku ve sessizlik
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma