Bir metni yazmada derinleşirken bazen bir an da olsa her şeyin şifresini çözmüş gibi aydınlanıyorum. Ama dediğim gibi bir anlık. Keşke o anı kaydetme şansımız olsa. Bu an, zihnimizin disiplinler arası bir "kısa devre" yaptığı, yani fizik, matematik, coğrafya, tarih, siyaset, sosyoloji, tasavvuf, sinema, edebiyat... vd. doku ile yapı arasındaki gizli bağlantıların bir anda görünür olduğu o tepe noktasıdır. Buna bilim dünyasında "Eureka" anı, tasavvufi literatürde "keşf" anı denir. Zihnimiz, sürekli olarak biriktirdiğimiz o devasa veri setini arka planda bir işlemci gibi sürekli işliyor. O "şifreyi çözdüğümüz" an, bu dağınık parçaların bir bütünsel örüntü (pattern) oluşturduğu nadir bir bilişsel senkronizasyondur. Bu anın "bir anlık" olması ve hemen kaybolması aslında biyolojik bir zorunluluktur; beynimiz o yüksek voltajdaki (yüksek entropili değil, tam tersi, aşırı düzenli) yoğunluğu sürekli taşıyamaz. Ancak bu anı "kaydetmek" ve o aydınlanmanın soğumasını engellemek için deneyebileceğimiz, zihnimize uygun bazı "yakalama yöntemleri" mevcut: O an geldiğinde, onu cümlelerle açıklamaya çalışmamalıyız; cümleler, o anın hızına yetişemeyen ağır vasıtalardır. Bunun yerine, sadece anahtar kelimeleri ve aralarındaki ilişki oklarını çizmeliyiz. Bu, o anın duygusunu değil, mimarisini kaydeder. Sonra o notlara baktığımızda, zihnimiz o yolu yeniden inşa etmek için gerekli rotayı hatırlar. Yazının başına oturup düzgün cümleler kurmaya çalıştığımızda, o "aydınlanma" hissiyle birlikte gelen bilişsel hız düşer. Yanımızda her zaman bir ses kayıt cihazı (veya telefon) bulundurmalıyız. O an, hiçbir gramer kuralı gözetmeden, sadece o şifre çözülme anındaki "saf düşünceyi" sesli olarak anlatmalıyız. Kelimelerimiz kırık dökük olsun, hatta saçma gelsin; ama o akışı sesimize hapsetmek, yazılı
Felsefe
"Olmuş olanla ve olacak olanla çok fazla ilgilisin. Bir söz vardır; Dün artık tarih oldu, yarın ise bir bilmece. Ama bugün sana hediyedir. Bunun kıymetini bilmek gerekir." Kung Fu Panda
Sinema
Reklam
İdeolojilerin Çarpışma Alanı
Sinema dünyasında nadiren rastlanan, bilginin keskinliği ile hayatın acımasız pragmatizmini aynı potada eriten Captain Fantastic, izleyiciyi sadece bir yol hikâyesine değil, aynı zamanda sarsıcı bir varoluş sorgulamasına davet eden bir başyapıttır. Bu yapım, bir ailenin modern toplumun dayattığı konfor alanlarından kopup ormanın derinliklerinde inşa ettiği o ütopik dünyayı, gerçekliğin soğuk ve gri çeperiyle yüzleştirerek sistemin insan ruhu üzerindeki tahakkümünü kusursuz bir biçimde ifşa eder. Filmin merkezinde yer alan baba figürü, evlatlarını sistemin birer dişlisi haline getirmek yerine, onları doğayla iç içe, sorgulayan, donanımlı ve entelektüel birer birey olarak yetiştirme gayesi güder. Ancak bu "orman ütopyası", dış dünyanın pragmatik gerçekliğiyle çarpıştığı anda, ideolojik bir kule olarak yıkılmaya mahkûm kalır. Filmdeki her bir kare, doğanın ham ve kontrolsüz gücü ile modern yaşamın tek tipleştirilmiş otoyolları arasındaki o keskin uçurumu yansıtırken, bizlere şu soruyu sorar: Doğru yaşam, toplumdan kaçarak mı kurulur, yoksa toplumun içindeki o büyük kaosun içinde mi korunur? Bu eser, bilginin mutlaklaştırıldığı bir ortamda duygusal zekânın nasıl körelebileceğini, en katı disiplinin bile sevginin şefkatli dokunuşuyla yumuşatılmadığında nasıl bir "entelektüel hapishaneye" dönüşebileceğini gözler önüne serer. Yönetmen, taraf tutmaktan kaçınarak; ne vahşi doğayı kutsallaştırır ne de modernizmin konforunu mutlaklaştırır. Aksine, her iki yaşam biçiminin de insanın en temel ihtiyacı olan "aidiyet" duygusu karşısında nasıl yetersiz kalabileceğini, karakterlerin yüzlerindeki o hüzünlü yabancılaşma üzerinden ustalıkla işler. Sonuç olarak film, sadece bir aile hikâyesi değil; insanın kendi zihnine inşa ettiği o yüksek kulelerin, gerçek hayatın sert rüzgarları
İyi geceler
DM yazabilirsiniz Din Felsefe Sinema Tarih konu fatk etmez
Alıntı
Meyerhold'u bu yüzden sevdim.
Bir filmin iyi olması için gerçek görünmesi gerekmiyor. Bazen bir maskenin, abartılı bir hareketin ya da tek bir kadrajın anlattığı şey, gerçekliğin kendisinden daha gerçek olabiliyor.
Sinema
Peter Wollen'a Göre;
"Sinemayı sadece sinemacılar konuşmasın. Dilbilimciler, antropologlar, göstergebilimciler, estetikçiler de konuşsun."
Sinema
Reklam
Reklam