9/10
·207 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:00
Sinemayı sevdiğim kadar onunla ilgili kitapları okumayı da seviyorum ama her zaman iyi bir kitaba rastlamak mümkün olmuyor. Cündioğlu'nun kitabı iyi bir kitap. Kitabında yer verdiği filmleri ve bunlarla ilgili felsefi düşüncelerini okuyunca, hangi film sinemadır hangisi değildir tereddüt ettim. Varlığından haberdar olmadığım filmlerle karşılaştım. Merak ettiklerimi buldum ve izlemeye başladım. Bunların sayısı da 24 oldu. Kitap daha en başında, özsözüyle etkiledi. Önzösün sonundaki, "Bu önsöz Ingmar Bergman'ın Nattvardsgästerna (1963) adlı filminin yorumundan ibarettir." cümlesi bile beni üç filmlik bir yolculuğa çıkardı. Kitapta neler var? Tek bir sistematik kitap gibi değil, daha çok, dağınık ama tematik olarak birbirine bağlanan denemeler bütünü gibi. Sinemayı açıklamaktan çok, sinema ve yazarın felsefi düşünme biçimi arasındaki etkileşimden bahsediyor. Cündioğlu teknik film analizinden çok, “bakış” meselesine odaklanmış. Yani kamera, plan, kurgu gibi unsurlar ikinci planda kalıyor; asıl mesele, sinema aracılığıyla insanın dünyayı nasıl gördüğü ve gördüğünü nasıl anlamlandırdığı. Cündioğlu; sinemayı gündelik bir eğlence alanı olarak değil, ontolojik bir problem olarak ele alıyor. Sinema örneklerini analiz etmekten ziyade, düşünsel bir sıçrama noktası olarak kullanıyor. Düşünsel arka planda ise Heideggerci varlık sorusu, İslami metafizik referanslar ve klasik felsefe tartışmalarının izleri var. Konu başlıkları da ilgi çekici. Bunlarla birlikte, ne yazık ki, kitap bir "okur dostu" değil. Bazı filmlerin İngilizce veya Türkçe isimleri verilmemiş. Bunları kitap üzerinde not almak zorunda kaldım. Kitap sonunda bir liste yapılabilirmiş. Başka bir özellik de Cündioğlu'nun yazım dili. Evet, birkaç dili, kelimelerinin etimolojisi hakkında bilgi verecek kadar iyi biliyorsundur
Sinema ve FelsefeDücane Cündioğlu · Kapı Yayınları · 2012353 okunma
The GodFather
9/10
·544 syf.·
2026 24. kitabı
KİTAP HAKKINDA Baba, İtalyan kökenli Amerikalı yazar Mario Puzo tarafından yazılan romandır. İlk kez 1969 yılında yayımlanmıştır. Mafya edebiyatının en bilenen eserlerinden biridir. 1972 yılında “The Godfather” adıyla sinemaya uyarlanmış ve sinema tarihinin en büyük klasiklerinden biri haline gelmiştir. KİTABIN KONUSU Kitapta, İtalyan kökenli bir mafya ailesi olan Corleone’lerin yükselişleri, iç çatışmaları ve Amerikan toplumuna etkileri anlatılmıştır. Hikayenin merkezinde aile reisi Vito Corleone bulunmaktadır. Zamanla onun yerini ailenin en küçük oğlu Michael alacaktır. Michael, aile işleriyle hiç ilgilenmek istememektedir. Ancak yaşanan beklenmedik olaylar Corleone ailesini yıkımın eşiğine getirir ve Michael’ın sorumluluk alması gerekir. KİTAP YORUMUM Ben kitabı okumadan önce filmini izlediğim için konuya vakıf biriyim. Kitapla filmi arasında bazı farklar var. Tabii ki kitabın daha derin ve detaylı bir anlatımı var. Filminden farklı olarak, kitapta her karakter ayrı ayrı işlenmiş. Bu da onları tanımamızı, karakter gelişimlerine tanıklık etmemizi sağlıyor. Kitabı oldukça keyifle okuduğumu belirtmek isterim. Akıcı ve sürükleyici bir anlatımı var. Edebi olarakta başarılı buldum. Özellikle suç-polisiye romanlarını sevenlere tavsiye ederim. Baba Mario Puzo
Edebiyat
BabaMario Puzo · E Yayınları · 20253,043 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·275 syf.··
2026 128. kitabı
Şeker Portakalı’nın o hassas, hayalperest ve erkenden büyümek zorunda kalan Zeze’sinin, çocukluğun o masum hüzünlerini geride bırakıp ilk gençliğin fırtınalı sularına yelken açtığı o duygu dolu devam hikayesi. José Mauro de Vasconcelos, yeni bir aile ve yeni bir çevre tarafından evlat edinilen Zeze’nin yalnızlığını, bu kez hayali kurbağası Adam ve sinema oyuncusu Maurice Chevalier'nin dostluğuyla sarmalarken; büyümenin getirdiği o kaçınılmaz sancıları, içimizdeki o saf ışığı yani "güneşi" uyandırmanın ne demek olduğunu yine o içten ve göz yaşartan sıcaklığıyla kalbimize işliyor.
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202342,8bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 19. kitabı
Kenan Hulusi Koray’ın "Bir Otelde Yedi Kişi" adlı eseri, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün ve ne yazık ki hak ettiği popülerliğe tam anlamıyla ulaşamamış cevherlerinden biridir. Yedi Meşaleciler topluluğunun tek hikaye yazarı olan Koray, döneminin diğer yazarları gibi sadece toplumsal gerçekliğe odaklanmak yerine; Türk öykücülüğünde pek alışılmamış olan gizemli, tekinsiz ve fantastik unsurları başarıyla işlemiştir. Kitaba adını veren kült öykü başta olmak üzere, metinlerdeki kapalı alan tasvirleri, kasvetli atmosferler ve insan psikolojisinin karanlık labirentleri okuyucuya adeta bir sinema filmi etkisi yaratır. Bu kitap, özellikle olay örgüsünden ziyade psikolojik derinliğe, mekânın ruhuna ve insan ruhunun yalnızlığı ile yabancılaşmasına değer veren okurlar için eşsiz bir deneyim sunmaktadır. Yazarın yarattığı merak unsuru ve karakterlerin birbirine karşı beslediği şüphe duygusu, modern insanın içsel huzursuzluğunu zamansız bir dille yansıtır. Kapra Yayınları'nın bu baskısı, edebiyatımızın erken döneminde filizlenen korku, gizem ve psikolojik gerilim türünün öncü adımlarını keşfetmek veya öğrencilere edebiyatımızın farklı bir yüzünü tanıtmak adına oldukça kıymetli bir tercihtir.
Bir Otelde Yedi KişiKenan Hulusi Koray · Kapra Yayıncılık · 202094 okunma
Daha kaç kişi gelecek?
10/10
·299 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:57
Kitabın en vurucu, en ağır darbesi ve belki de en önemli noktası bu kısacık soru cümlesi: "Daha kaç kişi gelecek?" Sahaflardan satın aldığım, üzerinde yılların ve defalarca okunmuş olmanın izlerini taşıyan Kurtlarla Dans, uzun zamandır okuma listemde bekliyordu. Öncesinde onu yalnızca Kevin Costner'ın meşhur film uyarlamasının romanı olarak biliyordum. Ancak kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim ki: Kurtlarla Dans, çocukluğumuzda kovboy filmleriyle şekillenen ve Kızılderilileri çoğu zaman saldıran taraf olarak görmeye alıştığımız bakış açısının, tarihsel gerçeklerle tanıştıkça geçirdiği dönüşümün edebiyattaki karşılığıdır. Romanın merkezinde İç Savaş sonrası sınır karakoluna gönderilen Teğmen John Dunbar bulunuyor. Ancak kitap ilerledikçe Dunbar'ın hikâyesi kadar, hatta belki de daha fazla, Comanchelerin hikâyesini okumaya başlıyoruz. Michael Blake'in en büyük başarısı da burada yatıyor. Yerlileri ne romantik masal kahramanları ne de eski filmlerdeki gibi vahşi düşmanlar olarak gösteriyor. Onları yalnızca insan olarak gösteriyor. Bugün yaşayan biri için kitapta anlatılan dünya neredeyse fantastik gelebilir. Uçsuz bucaksız bufalo sürüleri, her yerde görülen kurtlar, geyikler ve av hayvanları... Tıpkı Red Dead Redemption 2 oynarken Arthur Morgan ile Valentine'dan Saint Denis'e doğru yol alırken olduğu gibi, roman boyunca günümüz dünyasında görmeye alışık olmadığımız sayısız hayvanla karşılaşıyoruz. Bugün bize neredeyse fantastik gelen bu manzara, aslında Kuzey Amerika'nın bir zamanlar sahip olduğu doğal zenginliğin son dönemleridir. Avrupa'nın çoktan kaybettiği bir dünya burada hâlâ yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki romandaki av sahneleri yalnızca av sahnesi değildir. Bufalo, Comancheler için yiyecektir. Giysidir. Barınaktır. Hatta hayatın kendisidir. Beyaz
Edebiyat
Kurtlarla DansMichael Blake · Altın Kitaplar · 199187 okunma
Yeşilçam, Türkiye gibi
9/10
·608 syf.··
2026 53. kitabı
Vedat Türkali'yi severek okuyorum. Ülkemizin yakın tarihinden kesitleri içinde insan ilişkileri, kaygılar, umutlar, sevgisizlikler, arzular, daha neler neler... Bu usta yazarımız, bir yandan geleneksel toplumcu gerçekçi romanlardaki gibi yazıyor ama öbür yandan ve asıl önemlisi, modern romancılarımız gibi bireyin iç dünyasına, içses, çoğul anlatım gibi tekniklerle eğiliyor. Ayrıca, ironik bir anlatımı var. Bu romanında üç anakarakter her bölümde sırayla başrolü alıyor, hepsini izlerken gülüyoruz, özellikle de Zühtü Bey'i. Romandaki Gündüz karakteri bir bakıma yazarın görüşlerini yansıtıyor gibi. Yeşilçam'ın yozlaşmasının hem ekonomik hem de politik olduğunu görüyoruz. Yerli sinema bir ara Batı taklidi oluyor, ama yeterince popüler olup iyi para kazanabilmek için alaturka melodrama başvuruyor. Politik baskı ise pornografiye kayılmasına neden oluyor. Öykünün son ana bölümündeyse, yerli-yabancı ilaç tekeline karşı mücadele etmenin çok çetin şartlar yarattığı ve yerli film sektörünün özgün ve toplumsal eleştirel içerikli üretim yapmasının önünün vahşice kesilmesi anlatılıyor.
Yeşilçam Dedikleri TürkiyeVedat Türkali · Ayrıntı Yayınları · 2015251 okunma