İçeriye giren, otuzlu yaşlarda tipik bir metropol kadınıydı. Kendini kimseye ait hissetmeyen ve kimseyi de sahiplenmek istemeyen bir kadın… Yalnızlığı bağımsızlık, kimsesizliği özgürlük zanneden ama aslında sevmeyi ve sevilmeyi bilmediği için içine düştüğü yalnızlığı güç gösterisi zanneden bir kadın tipi… Bunların ayakta kalabilmeleri mucize sayılır, çünkü aslını inkâr edip doğal fıtratlarından uzak bir yaşam biçimi seçerek girdikleri her ortamda modern olduklarını kanıtlamak için yorgun düşerler ve bu kimliksizliğin altında gönüllü olarak ezilirler. Bunların modernlikten ne anladıkları da meçhuldür. Çatal peçete medeniyetini modernlik zanneden tiplerdir bunlar. Daha trajik yanı da 'modern' kelimesinin manasını da bilmezler; ezbere giden, taklitçi, özünü reddeden, sıradan ve sürüden insanlardır. Modern kelimesi 'Bugüne ait' demektir ve literatüre girmesi de Hristiyanlığı benimseyen Romalıların, eski pagan kültüründen tamamen koptuklarını ve yeni bir kültür olduklarını belirtmek için kendilerine 'modern' demeye başlamalarıyla olmuştur. Modern olmak demek, başka bir kültürden ayrı olmak, o kültürü taklit etmekten kaçınmak, seni sen yapan öz değerlerini korumak ve o değerlere göre yaşamak demektir. Batı’ya özenip onları taklit ederek onlar gibi yaşamak, 'modernlik' zannediliyor. Batı’ya medeniyeti öğreten bizim atalarımızdı, fakat bunu unutturdular ne yazık ki. Bir insan, ahlakı güzel, sözleri rahatlatıcı, bakışı huzur verici, eli cömert, huyu yumuşak, dini ve milli değerlerine bağlı, ailesine, eşine, çocuğuna merhametli, kul hakkına dikkat eden, hiçbir canlıyı incitmeyen, hainlik yapmayan, topluma faydalı olan, kendini cahillikten kurtaran biri ise, işte o modern bir kişidir. Yoksa gavurdan örnek aldığı yemek masası düzeni, çağdaşlık adı altında vücudunu sergilemesi,