Yaşayanlar savaşanlardır;
Akılları ve ruhlar belli bir amaçla dolu olanlardır.
Büyük bir kaderin dik zirvelerine tırmananlardır.
Yüce bir amaç ugruna sessizce yürüyenlerdir.
Bizim Renée tecavüze uğramamak için saçlarını kısacık
kesmiş, kadınlığını belli eden tüm işaretleri saklamaya çalışmıştı. "Böyle," dedi, "sokakta kadınlar hayatta kalabilmek
için saklanmak zorundalar." Bu cehennemî ve kısır bir döngüydü: Görünmez oldukça iyice siliniyor ve toplumdan yok
oluyorlardı. Onlar Dokunulmazlar sınıfındandılar, insanlığın
varoşlarında gezinen hayaletlerdi.
İnsanlar akşam yemeğinden sonra yatağa girdiklerinde pencerelerinin hemen altında, sokakta neler olup bittiğini bilmek istemiyorlardı. Gözlerini kapatmayı tercih ediyorlardı.
Medeni olduğu söylenen bu
ülkede her iki-üç günde bir, bir kadın, eşi tarafından öldürülüyordu. Ne zamana kadar böyle devam edecekti? Tabiatta başka hiçbir tür, böyle bir katliam yapmıyordu. Tabiatta dişilere
kötü davranmak yoktu. İnsanlardaki bu yıkma, kırma ihtiyacı
nereden kaynaklanıyordu? Bir de çocuklar vardı. Onlardan
hemen hemen hiç bahsedilmiyordu. Her yıl babaları tarafın
dan anneleriyle birlikte öldürülen onlarca çocuk, aile içi şiddetin ikincil kurbanları oluyordu.