Hayatlarımız umutsuzluğumuzu sığdıramayacağımız kadar küçükse umutsuzluğumuzla ne yapacağız peki? Umutsuzluğumuzu reddedeceğiz, çarpan kalbimizi görmezden geleceğiz, aklımızın asla almayacağı pek çok şey olduğunu kabul etmek yerine, akla yatmayanla yaşayıp önemli şeylerin belki de sadece sezinlenebilir olduğu fikrini kabul etmek yerine kendimizle anlaşmazlığa düşecek, kavgaya tutuşacağız ve beynimize kalplerimizi aydınlatmasını, ortadan kalkmayacak çelişkilerle birlikte yaşamayı mümkün kılmasını öğreteceğiz, sonra da hayli sıradan bir ölümlü olmanın da yeterli olduğu, hatta pek çok açıdan yeterlinin de ötesine geçtiği fikrine açık hale gelecek, canlıyken utançla ve felç içinde değil, tutku ve minnetle yaşamayı deneyeceğiz.