Bazı insanlar şanssız doğar. Kendi gelişimleri, öğrenmeleri, iyi bir kariyer için tırnaklarıyla kazıyarak belli bir konuma gelirler. Aşkın peşinden koşarak mutluluğu da yaratabilirler. Ancak kaderin çarkı ne yazık ki ellerinde değildir. O hazin gelişme, mutlaka gelir mutluluğunun en ortasında bulur bu doğuştan şanssız insanları... Ödüllü yazarımız Bernhard Schlink'in yazmış olduğu "Olga", tüm ekseninde böyle şanssız; ama mental açıdan güçlü bir kadını anlatıyor. Olga kimsesizlik, iki kişilik bir yalnızlık, savaşlar, devrimler, ölüm görüyor; lakin içindeki o mental güç ile duygularını bastırarak hayatta kalmanın yolunu buluyor. İnsanın hayatından vazgeçmesinin kolay olduğunu, asıl yetenek gerektiren konunun hayata tutunmak olduğunu vurguluyor alt metinde Schlink... Alman yazar, romanında yalın bir üslup tercih ediyor. Günlük konuşma dilinde, oldukça sürükleyici bir roman ortaya çıkarıyor. Ana karakterin bu etkileyici hayatı, romanda üç bölümde inceleniyor. Özellikle son bölümde yer alan Olga'nın Herbert'a yazdığı mektuplar, bana göre romanın en çarpıcı yerini oluşturuyor. Duygusal açıdan ve dışavurumsal olarak oldukça güzel mektuplardı ve okuma zevki olarak damağımda harika bir tat bıraktı. Romanın 2008 yılında aynı adla beyazperdeye uyarlandığını da belirteyim.
Olga yoksul bir çocukluk geçirmiş, anne babasını çok erken kaybederek öksüz kalmış kızımız. Bunun üzerine büyükannesi ile yaşamaya başlayan Olga, burada komşu çiftliklerden birinin çocukları Herbert ve Victoria ile tanışır. En başında bu üçlü güzel bir dosttur, ancak Victoria'nın anlamsız değişimiyle Olga ve Herbert kalır. Olga, bilmeye ve bilgiye çok aç bir kızdır. Bulduğu ne varsa okur, kendi kendine çalışır ve kendini yetiştirir. Ancak hayallerine ulaşmaya çalışırken hesaba tek katmadığı şey aşktır, Herbert