sinem

arkeologlar
Arkeoloji yalnızca buluntu aramak anlamına gelmez. Prof. Vere Gordon Childe'ın dediği gibi, arkeoloji, "her zaman somut sonuçlar oluşmuş ve görülebilir maddesel izler kalmış olması koşuluyla, insan etkinliklerinin bir tür tarihini ortaya çıkarır" Childe'ın bu sözlerinde en az üç önemli nokta olduğu açıktır: 1. Arkeolog eski insanların bıraktığı kalıntıları bulmak zorundadır, ve 2. Bunların çoğu olasılıkla günümüze ulaşamayacak kadar yumuşak maddelerden yapılmış ya da dayanıksız olduğu için yalnızca birkaç buluntu çıkarılabilir. Oysa, 3. Arkeolog, bir öyküyü anlatabilmek için bütün bulduklarını kullanmak zorundadır, çünkü günümüze kalabilen eşyadan, barınaklardan ve gömütlerden "bir tür tarih" oluşturacaktır. Demek istediğim şudur: Örneğin, bir çöplükte gezinirken paslı bir buji bulduğunuzu varsayalım. Bujinin ne olduğunu düşünürseniz, otomobil motorunun bir parçası olduğunu hemen anımsarsınız. Bu size, bujiyi çöplüğe atan kişiye ilişkin bir ipucu verir. O kişinin bir otomobili vardı ya da otomobili olan birini tanıyor ya da onun yakınında oturuyordu. Bu kişinin çok eskiden yaşamış olamayacağını düşünürsünüz, çünkü bujiler ve otomobiller ancak yüzyıl kadar önce bulundu.
Bölüm 1 TARİHÖNCESİ GEÇMİŞİMİZİ NASIL ÖGRENİRİZ?·Kitabı okudu
Reklam
Benzer katkıyı, 40 yıl boyunca Prehistorya Anabilim Dalı için sürdürdüler; hiçbir olanağı sağlayamadıklarında bile, Amerika 'dan buraya gelmekte olan gördükleri herkesin eline, buraya yollanmak üzere, işimize yarayacağını düşündükleri bir şeyler verdiler. Üstelik bunların çoğu kendi kurumlarında, kendi çalışma mekanlarında bulunmadığı, eksikliği hissedildiği halde. Bu1,(ün dönüp geriye baktığımızda, eğer Prehistorya Laboratuarı'nda çalışabiliyorsak, tabure ve iskemleler dışındaki donamının hemen hemen tümünün, Braidwoodlar'ın şu ya da bu şekildeki katkısı ile gerçekleşmiş olduğunu görürüz. Bugün bu olanaklardan yararlanan genç kuşağın, bu olanakların sağlanmasında Braidwoodlar'ın katkısının ayırdında olmamalarına şaşmamak gerekir; genç kuşak için Braidwoodlar, kitaplarda bir isim, Prehistorya Laboratuarı'nın duvarında olan iki resim şeklindedir. Çünkü hiçbir zaman Braidwoodlar, Prehistorya Anabil im Dalı'na yapılan katkıda kendilerini ön plana çıkartmamaya çalıştılar, çoğu kez de bunu bilinmeyen bir kaynaktan gelen destek olarak tanımladılar. Onlar için, İstanbul'da bu filizin yeşermesi yeterince sevindiriciydi, "aferin" beklentileri de yoktu. Bu iki saygın insanın yokluğunun bıraktığı, büyük bir eksiklik duygusu, yaşadığımız, nefes aldığımız dünyadan bir şeyin eksilmiş olması. Ancak onların yeşertmek için uğraştığı filizin, yeni arayışlar içinde olan bakış açılarının, yeni yetişmekte olan genç kuşaklarda sürebilmesi, başlamış olan atılımın duraksamaması ve Türk arkeolojisinin bilim dünyasında elde etmiş olduğu yeri koruması, onlara yapmış oldukları katkının boşa gitmediğini gösterecek tek saygın yoldur.
Mehmet Özdoğan Önsözü·Kitabı okudu
Braidwoodlar'ın Prehistorya Anabilim Dalı eğitimine yaptıkları katkı, bu ders ve seminerlerle sınırlı değildir; daha ilk yıldanitibaren aralarında Robert Whallon, Peter Benedict, Arthur Jelinek, Bruce Howe, Patty Jo Watson gibi uzmanlarla ekip halinde gelmiş olmasının da etkileri büyüktür. B Seminerleri, Neolitik dönem ile ilgili her türlü verinin değerlendirildiği, yeni yorumların oluşmasını sağlayan, dünya çapında bir düşünce geliştirme toplantılarına dönüşmüş, uygulamaya yönelik dersin de, o zamana kadar eksikliği duyulan yontma taş bilgisinin Prehistorya Anabilim Dalı'nda oturmasını sağlamıştır. 1963 yılı Güneydoğu Anadolu Yüzey Araştırması, yalnızca Türkiye'de değil, belki de Yakındoğu'nun tümündeki ilk kapsamlı ve geniş katılımlı arazi tarama çalışması örneğidir. O tarihe kadar bireysel çabalarla sürdürülen yüzey taramalarının aksine bu çalışma, 30 kadar öğrenci ve uzmanın katılımıyla iki ay sürmüş ve geniş bir bölge önceden belirlenmiş bir soruna yanıt aramak amacıyla taranmıştır. Bildiğimiz kadarıyla bu çalışma, ülkemizde öğrencilerin yoğun olarak katıldığı ilk çalışmadır. Projenin ileri aşamalarında, Anabilim Dalımızda ve ülkemizde eksikliği hissedilen alanlarda uzman yetiştirmek, oluşan boşlukları doldurmak amacıyla birçok düzenlemenin yapılabilmiş olması, gene Braidwoodlar'ın eğitime ve bizlere verdiği önemin göstergesidir. Braidwoodlar, arkeozooloji, arkeobotani, deneysel arkeoloji, iz analizi gibi dallarda öğrencilerimizin uzmanlaşabilmesi için dışarıdan eğitici uzman getirmek, burs sağlamak da dahil olmak üzere her türlü olanağı 40 yıl boyunca zorlamışlardır. Bugün aramızda bu alanlarda uzmanlaşmış, adını bilim dünyasında duyurmaya başlamış genç meslektaşlarımız varsa, bunu Braidwoodlar'a borçluyuz.
Mehmet Özdoğan Önsözü·Kitabı okudu
Braidwoodlar arkeolojinin geçmişe, herhangi bir şey bulmak için değil, güzel şeyler ortaya çıkartmak için hiç değil, anlamamıza yarayacak, doğru sorular sorarak yönelinmesini savunmuşlardır. Bunu yaparken doğa ve fen bilim dallarından, arkeometriden yararlanmışlar, sorulan bunlarla birlikte oluşturmuşlar, ancak sonuçta arkeolojiyi bu bilim dallarının kendilerine özgü metodlarına göre çarpıtmamışlardır. Bu nedenle Braidwoodlar'ın kazı raporlarında, o çağa ait birçok kazı raporunda görülen sayı ve istatistik kalabalığına rastlanmaz. Bu, matematik ya da istatistikten yararlanmadıkları anlamına gelmez; yalnızca bunlardan "aklıselim" ve arkeolojinin metodolojisi içinde yararlanmaya özen gösterildiğini gösterir.
Mehmet Özdoğan Önsözü·Kitabı okudu
Braidwoodlar'ın arkeolojiye yaptıkları ve genellikle göz ardı edilen en önemli katkılarından biri, bugün "arkeometri" olarak tanımladığımız yolu açmalarıdır. W.F. Libby'nin 1946 yılında radyoaktif tarihleme yöntemini geliştirmesinde Braidwoodlar'ın yadsınamaz bir yeri vardır. Chicago Üniversitesi'nin biri fizikçi, diğeri arkeolog olan bu iki bilim insanı, düşüncelerini, güçlerini ve yöntemlerini birleştirmiş, nükleer fiziğin arkeolo­jiye yansımasını sağlamıştır. Başta C l 4 yöntemi olmak üzere, bugün kullanmakta olduğumuz arkeometrik tarihleme yöntemlerinin tümünün kaynağı, bu birliktelikten türemiş, gelişmiştir. Braidwoodlar, l 949 yılından sonraki tüm kazı çalışmalarında doğa ve fen bilim dallarını, arkeometriyi olanaklarının son çizgisine kadar sürekli zorlamış, teşvik etmiş ve kullanmışlardır. Kanımca bunun en güzel örneklerinden biri bugün, giderek yaygınlaşan ve geçmişi anlamamızın "mucize çözümü" olarak görülen DNA, genetik gibi bioyöntemlerin yolunu açmalarıdır. Bu bağlamda, Tom Loy tarafından geliştirilip, Andre Wood tarafından 1981 yılında Çayönü kazısında uygulanan ONA ve hemoglobin kristal analizleri, bunun ilk örneklerinden biridir (Loy-Wood 1989).
Mehmet Özdoğan Önsözü·Kitabı okudu
Reklam