Kitabı elime alınca sadece şiir okuyacağımı sandım ama bir tabloyu inceleyeceğimi, kimsenin dikkat etmeden yanından geçip gittiği bir taşı farkedeceğimi, rüzgarı görebileceğimi ve daha önce hiç farkında olmadığım şeylere karşı uykudan uyanacağımı hiç düşünmemiştim. Sohrab Sepehri çizdiği tüm resimlerinin ilham kaynağını anlatmış sanki bu kitabın içinde bulunan şiirlerle. Ve öyle güçlü bir betimleme yeteneği var ki sadece anlattığı şeyi değil, anlattığı şeylere verdiği tepkiyi bile gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Kitap, baştan sona sizi bir meditasyon haline sokuyor ve gözlerinizi kapatıp tam da anlattığı yerde buluyorsunuz kendinizi. Kitabın içinde bana bunu en çok hissettiren bu şiir oldu;
Rüzgar esiyordu, dinledim,
Benimle konuşan kim?
Bir kertenkele geçti.
Yola çıktım.
Yolun üstünde bir yonca tarlası,
sonra badem bostanı,
gül ağaçları ve toprağın unutkanlığı.
Bir suyun başında çıkardım çarıklarımı,
ve suya soktum ayaklarımı,
"Ben bugün ne kadar yeşilim
Ve tenim ne kadar ayık!"
Dağın arkasından bir keder gelmesin.
Ağaçların arkasındaki kim?
Hiç, Bir inek tarlada otluyor.
Yaz öğleni.
Gölgeler biliyor nasıl yaz bir olduğunu,
Gölgeler kusursuz,
Bir köşe aydınlık ve temiz,
Duyguların çocukları!
Burasıdır oyun yeri.
İşim resim yapmaktır.
Bazen bir kafes boyar,
Size satarım.