Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cengiz Aytmatov sosyal medyada sık sık kitaplarını gördüğüm yazarlardan bir tanesi. Hal böyle olunca kitaba denk gelmişken hemen okumak istedim. Ve öyle bir şans ki tam da bozkırın ortasında başladım okumaya.
Yıl, 1940 yer Kırgızistan. Bozkırın ortasında toprakla uğraşan Tolgonay’ın yaşamına dokunuyor kitap. Kazancı toprak olan Tolgonay derdini, huzurunu, yaşamı, kayıplarını, gözyaşını, her yıl olduğu gibi yine ölüleri anma gününde Toprak Ana’ya döküyor.
Kocası Suvankul ile tanışmasıyla başlayan hikaye belli bir noktaya kadar hızlı ilerliyor. Çocuklarından, gelininden ve yaşamlarından sıkça bahseden Tolgonay, II. Dünya savaşı ile birlikte hayatının nasıl tepe taklak olduğunu Toprak Ana’ya anlatıyor.
Savaş her zaman aynı sonuçları veriyor. Kazananı kaybedeni bir yana, ateş düştüğü yeri yakıyor. Yerler değişse de yaşanılanlar hep aynı kalıyor aslında.
Ayakta kalmaya çalışan güçlü bir kadın. Yokluğu, hasreti, çaresizliği dibine kadar yaşayan bir kadın. Sık sık duygulandığım, okuduğum ortamın da etkisiyle kitabın atmosferine kendimi fazlasıyla kaptırdığım bir kitap oldu benim için.
Orta Asya’dan Anadolu’ya göç öden bir topluluğun bir parçası olarak hikayeyi daha içten hissettim. Biraz Yaşar Kemal tadı biraz da “yaşamak” kitabının enerjisini sık sık aldım. Çok beğendiğim eserlerden biri oldu. Okumanızı tavsiye ederim
Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyiyle doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?