"Çocukların acısı gerçeğe erilmesi için zorunlu acılar toplamını tamamlamaya yarıyorsa, bundan böyle bu gerçeğin bu pahaya değmediğini söyleyeceğim," der İvan. Hıristiyanlığın acı ile gerçek arasına soktuğu derin bağımlılığı yadsır.
"Bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor," der Baudelaire, "gazeteden, duvardan, insan yüzünden." Hiç değilse bu cinayet, bu dünya yasası seçkin bir yüze bürünmelidir. Lacenaire, cani beyzadelerin ilki, kendini gerçekten verir bu işe; Baudelaire o denli ileri gitmez ama dehası vardır. Cinayetin fazla fazla ötekilerden daha ender bir tür olarak göründüğü kötülük bahçesini yaratacaktır o. Dehşet bile ince bir duyu ve ender bulunur bir nesne olacaktır. "Kurban edilmekten mutluluk duymasına duyardım ya, devrimi her iki biçimde de duymak için cellat olmaktan da kaçmazdım hani." Törelere uyması bile cinayet kokar Baudelaire'in.
Hapishanelerin içinde düş sınırsızdır, gerçek hiçbir şeyi dizginlemez. Zincire vurulmuş us, esin alanında kazandığını açık görüşlülük alanında yitirir.
Aykırılığı ele alan bir düşüncenin ilk ilerlemesi bu aykırılığı tüm insanlarla paylaştığını ve insan gerçeğinin, tüm olarak, kendi kendisine ve evrene uzaklığı dolayısıyla acı çektiğini anlamaktır. Bir tek insanın çektiği dert ortak salgın olur. Gündelik acımızda başkaldırı, düşünce düzeyinde, cogito'nun gördüğü işi görür;ilk kesinliktir. Ama bu kesinlik bireyi yalnızlığından çekip alır. İlk değeri bütün insanlar üzerine kuran bir ortak noktadır.
"Başkaldırıyorum, öyleyse varız."