- Gerçekleşmemiş istekler mezarlığı gibi içim. Gerçekleşmeden ölen
isteklerin mezartaşları var içimde. Ne zaman kendi içimde yürüyüşe
çıksam ayaklarım bu mezartaşlarına takılıyor, tökezliyorum. Bunaltıyor
bu beni.
Ömer ise ikisine de aldırmadan pencereden dışarı bakıyordu, ne
etkilenmek ne de etkilemek umurundaydı. İnsanlara alışıktı o, insanları
kitaplardan öğrenmemiş, kendi kafasından düşsel insanlar yaratmamıştı,
bildik, sıradan yaratıklardı Ömer için. Bir fazla bir eksik hiç farketmıyordu.
Ve ne garip, insanların ne kadar sevildiği hep onlar öldükten sonra fark edilir. Bir gün söylenecek diye bir kenarda bekletilen, ama hiç söylenmeyen bir cümle kalır kaybedenlerin aklında.
An'ın isteklerini 'geleceğin' endişelerine kurban edenler mi daha mutlu yaşar, yoksa geleceğin acılarını kabul edecek kadar güçlü bir şekilde 'an'ın isteğine sarılanlar mı?