Öte yandan yaratılış söylencesinde dişilik unsurunun egemen olduğu bir kültür düzeyinden eril unsurun egemen olduğu bir sürece geçiş tecrübesi de iz bırakmış görünmektedir. Ortadan kaldırılan ikinci tanrılar aslında dişil network’ü olan bir topluluğun mirası gibidir.
Yaratılışın başlangıcında tatlı ve tuzlu su arketiplerinin kullanılışı herhalde Basra Körfezi’nde tatlı su kaynaklarının denizle birleştiği alanlarda tecrübe edilen gözlemlerle ilgilidir.
Doğaüstü güçler var olan her şeyin prototipini, aslında kendilerinin de parçası oldukları bu ilk zamanda veya yaratılış sürecinde (illo tempora) gerçekleştirmiştir.
Mezopotamya dinlerinde insan ruhunun tanrısal bir öz taşıdığı, ancak gerek var edilme amacı gerekse ontolojik konumu sebebiyle hiçbir zaman tanrı ile eşit düzeye ulaşamayacak bir varlık olduğu görülmektedir. İnsan, olsa olsa Tanrı melammusuyla seçilme ve hikmete erişme şerefine nail olabilecek bir varlık olarak her daim tanrıların hizmetinde kabul görebilecektir.