Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
"Ben ve ümmetimin takvâ sahipleri, tekellüften (zorlanarak yapmacık söz ve hareketlerden) uzağız."
Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Müminin dili kalbinin arkasındadır. Bir şey konuşmak istediği zaman önce onu kalbiyle düşünür. Sonra onu diline döker. Münafığın dili ise kalbinin önündedir. Bir şeyi kastettiğinde onu diline döker, kalbiyle düşünmez."
Peygamberlik görevine başladığı sırada Arap toplumu hayvanların da hakkı olabileceği ve onların da şefkate ihtiyaç duyabilecekleri gibi kavramlara son derece yabancıdır. Genel cehaletin hayvanlar dünyasına yansıyan boyutuyla durum, iç acıtacak ölçülerdedir.
Örneğin: Develerin boynuna hayvana acı veren bir halka takılmakta, ayrıca uzun yolculuklarda insanlar, başta develeri olmak üzere bütün binek hayvanlarının damarlarını yarıp kanlarını içmekte veya canlı canlı üzerlerinden et parçaları kesip sonra yerlerini dikerek, karınlarını doyurmaktadır. Bu uygulama Hz. Muhammed tarafından kesin olarak durdurulur. Hatta kuyruk tüylerinin kesilmesi bile yasaklanır. "Kuyruğu hayvanın fırçası ve yelpazesi, tüyleri de yorganıdır." emriyle...
Hayvanların aşırı çalıştırılmaları yasaklanır. Yüzyıllardır devam edegelen hayvan sırtlarında karşılıklı oturarak saatlerce yapılan hitabet ve şiir törenleri yasaklanır. Sahiplerinin sadece gerçek ihtiyaç süreleri kadar hayvanlarına binmelerine izin verilir. "Hayvanlarınızın sırtını iskemleniz gibi kullanmayın. Allah bu hayvanları ancak, güçlük çekmeden gidemeyeceğiniz yerlere kolayca gidebilmeniz için sizin emrinize verdi. Ayrıca yeri de yarattı. Diğer ihtiyaçlarınızı onun üzerinde giderin." diyerek şair ve hatipler yeryüzüne davet edilir.