Hiçbir insanın ölümü iz bırakmadan geçip gitmez, serbest kalmış ruhun bir parçası, ölenin yakınlarına miras kalır ve onları, kendi insanlıkları içinde daha da zenginleştirir.
Sanki Anna ilk kez şimdi, benim bir parçam değil de ayrı bir varlık olarak varoluyordu. Bunu yaşamak son derece acı vericiydi. Gene de gözlerimi onun bulunduğu yere diktiğim zaman yeni başlangıç ların hevesini duyuyordum ki bu, belki de aşkın girdiği sayısız kılıklardan biriydi. Anna, yeni baştan öğrenilmesi gereken bir şeydi.
İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman!
O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir.