Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilemediği için... Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle, durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana kadar. Çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de, insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü, bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi. Ne de olsa, insandı ve doğası gereği arsızdı.
Derda ne diyeceğini bilemedi. Bildiği kelimelerin hiçbiri yetmedi. On üç yaşındaki kızın karşısında kendini öyle küçük hissetti ki, susmaktan başka bir şey yapamadı. Susup gülmesini izlemekten başka. Bütün insanların, herkesin, hatta o an yeni doğanların bile kötü olduklarını düşündü. Herkes, dedi içinden. Ama herkes! O kadar kötüler ki! O kadar kötüler ve o kadar iğrençler ki! Çocuklar, yaşlılar, sakatlar, hastalar, herkes!
Kimse, bir iz bırakmadan kaybolmaya cesaret edemiyordu. Dünyadan gelip geçtiklerine birilerinin tanıklık etmesi şarttı. Varlıklarını süslemek için. Yasin hariç, herkesin, içine gömüldüğü bir piramidi vardı. Öyle ya da böyle, herkesin bir ölümsüzlük planı vardı. Ama Yasin fazla ölü görmüştü. Hayatı boyunca bir savaş alanında yaşamış gibi. Dünya üzerinde hayatta kalan son insan kadar ölü görmüştü. Belki de bu yüzden yok olup gitmekten korkmuyordu. Var olmaktan yeterince korktuğu için...