Bir arada kalıp bir yozluğu körüklemeliydik. Küçük burjuva duygularımıza saplanıp kalmamalıydık. Tek başına el değmemişliğimizi, cesaretimizi denemeliydik. Dürüst, ödünsüz, gözden çıkartıcı bir yaşam sürdürmeliydik.
Demek ki onları bir çeşit sayrılık gibi atmıştım bedenimden, kafamdan. Çevremi boşaltmıştım. Yalnızdım. Yerlerine koyduğum yeni ilişkiler nelerdi? Başkaları adına savunduğum şeylerin kaçını uygulamıştım kendime?
— Sen hiç konuşmadın asıl. Anlatsana...
— Seni seviyorum mu diyeyim istiyorsun?
— Hayır. O anlamda, kullanılan anlamda sevmediğini biliyorum. Belki de yalnız o anlamda seviyorsundur, bilmem.
— Yine de duymak istiyorsun ama. Bir erkeğin bir kadına söyleyeceği şeyleri. O senin kadın yanın.
— Ayıp mı? Kötü mü?
— Değil, seni sen yapan şey ama, konuşmak beni bağlar.
—Nasıl yani?
—Şu kadarını söyleyebilirim. Seni asıl yaşlılığında görmek isterdim. Durgun, uzak, temizken her şey, barışta.
Eğildi, kadını önce alnından, sonra burnunun ucundan, sonra titremeye başlayan, ağlamaya hazırlanan dudaklarına inen sümük çizgisinden öptü.
—Hadi yürü bakalım geçireyim seni.