Sa’d b. Ebû Vakkâs’ın abdest aldığı sırada suyu fazla kullandığını görünce, “Bu ne israf!” demiş, Sa’d ise, “Abdestte de israf olur mu?” diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Resûlü, “Evet, akan bir nehir kenarında olsan bile (haddinden fazla tüketirsen abdestte de israf olur)!”
Hz. Peygamber’in “imanın ayrılmaz bir gereği” olarak nitelediği abdest, şüphesiz yalnız bedendeki kirleri temizlemekle kalmaz, insandaki olumsuz duyguları, negatif enerjiyi, hata ve günahların karasını da alır götürür. “Her kim abdest alır ve de abdesti(ni) güzelce almaya özen gösterirse, günahları vücudundan çıkar, hatta tırnaklarının altından süzülür gider.”
Âdeti olduğu üzere, Peygamber (s.a.v.) bir gün sahâbîlerle birlikte bir kabristana uğradı ve “Esselâmü aleyküm ey müminler diyarı(nın sakinleri)!” diyerek selâm verdi. Sonrasında ise, “İnşallah biz de size katılacağız, (ancak din) kardeşlerimizi (dünyada) görmüş olmayı çok arzu ederdim.” diye ekledi. Bunu duyan sahâbîler merakla, “Yâ Resûlallah! Biz senin kardeşlerin değil miyiz?” dediler. Allah Resûlü, “Siz benim ashâbımsınız, kardeşlerim ise henüz (dünyaya) gelmeyenlerdir.” buyurdu.
Peygamber(s.a.v) yaş bir hurma dalı alır, ikiye bölerek her birini bir mezarın üzerine diker. Bu tavır sahâbe-i kirâmın merakını daha da arttırmıştır. Allah Resûlü’ne neden böyle yaptığını sorarlar. Hz. Peygamber (sav), “Umulur ki, (bu dallar) kurumadıkça onların azapları hafifletilir.” buyurur.