📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Onlar bir zamanlar güvendikleri, Muhammedü’l-Emîn dedikleri elçiye de inanmamak için türlü türlü mazeret ve isteklerle geliyorlardı. Biliyordu Yüce Allah, o inatçı müşriklerin istedikleri mucizeler gelse bile inanmayacaklarını.
Neler istemediler ki! “Allah’ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin...”, “İçinden ırmaklar akan bağların olmalı...”, “Altından bir evin olmalı...”, “Üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın...” dediler. Daha neler neler!
Anlamak istemiyorlardı âlemlerin Rabbinden bir lütuf olduğunu ve O’nun, ancak istediğini elçi seçebileceğini, mal ile para ile peygamberliğin elde edilemediğini...
Kibir yani kendini büyük görme, kâfirin temel vasfıydı. Çağlar değişse de inkârcının gururu değişmezdi, değişmemişti de. Kendini büyük gören kâfirler Salih Peygamber’in kavminde de vardı, Musa’nınkinde de.. Zaten şeytan da kibrinden dolayı Âdem Peygamber’e secde edip saygı duymaktan kaçmış değil miydi? O kadar mucizeye tanıklık etmesine rağmen Firavun’u iman etmekten alıkoyan da kibri değil miydi?