Çiçeklerin hiç açmadığı yerlerde renkleri tanımayan insanlar var;
Suyun kenarından kilometrelerce uzanmış yeşermeyen çorak topraklar var;
İçilmeyen saf sular, tadılmayan meyveler var.
Isıtmayan güneş, yıldız dolu gecelerde gökyüzünü çaresiz görmeyenler var;
Ömür geçmiş, bir sokak öteye henüz adım atmamışlar, bir öyküsü olduğundan habersizler var.
Resim çizmeyi bilip kalemi olmayanlar, kalemi olup yazmayanlar, yazmayı bilip'de cesaretini kökten kaybetmişler var;
Çok bilip susanlar, sustukça kaybolanlar, kayboldukça alkışlananlar var;
Öyle yerler var şiraze adı masalsı,sanı destansı; hayali kaf kadar uzak, irem kadar yitik, Petra kadar dimdik..
yok'lar içinde var'lar, var'lar içinde yok'lar..
İstanbul içinde kaç şehir, dünya içinde kaç alem var...
Akıl küt, fikir herze,
Din öksüz, dil kepaze.
Bin yıllık koca devlet
Açıkta bir cenaze.
Iktidar, vurdum-duymaz,
Muhalefet geveze.
Anarşi, kanlı goril,
Gardiyanı şempanze.
Ne mal, ne ırz, ne de can,
Ne denge, ne şiraze!
Bas parayı, bas gitsin.
Varsın, çöksün endâze!
Boşalt, deryayı boşalt!
Bir damlacık pekmeze!
Mebus maaşı dünün,
Bugün üç kilo sebze.
"On dört yaşında bir çocuk okula gider, hayaller kurup, şarkılar, şiirler söyler.
Çocuk yaşta bir çocuk evlendirilmez, hele ölümüne karar vermek gibi bir gaflete hiç düşülmez!"