9/10
·256 syf.··
2026 34. kitabı
Kitabın başlığı gayet açık aslında, kitap tam da annesinden kopamayan erkekleri anlatıyor. Ve bu annesinden kopamayan erkeklerin yaşam ve ilişki sorunlarına yakından bakıyor. Annesiyle iç içe geçmiş bir erkekle ilişki yaşayan kadınların da yaşadığı zorlukları anlatmış bize. Nedir bu anneyle iç içe geçme hikayesi? Kısa ve öz haliyle, anneye karşı "hayır" diyememe, kendi olamama, annenin istek ve ihtiyaçları etrafında şekillenmiş bir hayat! Bizim kültürümüzde anne kutsal olarak geçtiği için; annenin sözünden çıkmayan, annenin her şeyine koşan, kendi hayatını anneye adayan bir erkek; "Hayırlı evlat!" kategorisine giriyor ve böyle olunca da sınır koymak daha da zorlaşıyor. Anneye karşı gelmek "saygısızlık" olarak addediliyor. Annenin onayı, annenin beğenisi, annenin mutluluğu her şeyden önce geliyor. Bazılarınız için bu olması gerekenmiş gibi geliyor olabilir, sağlıklı olup olmadığını belirleyen şey ise bunun dengesi! Şiraze kaydığında ilişki sağlıksız tarafa geçiyor ve maalesef bu durum kişinin büyüdüğü çevrede normalse, sağlıksız olan şey kişinin normali haline geliyor. Bazı evliliklerde baba var ama duygusal olarak yok oluyor, bazen gerçekten (bir sebeple) uzakta oluyor, bazen de evi terk etmiş veya ölmüş olabiliyor. Evlilik içinde kocasından alamadığı duygusal yakınlığı ve desteği, çocuklarından almaya çalışan her anne, çocuğunu istemeyerek de olsa bu iç içe geçmeye sürüklüyor. İstek ve ihtiyaçlarının karşılanmadığı bir ilişkinin mutsuzluğunu, çocuklarına aktararak, kendine kendince yeni bir kaynak oluşturuyor. Anne, bir çocuk için o kadar kıymetli ve hayati bir önem taşıyor ki, çocuğun bu taleplere duyarsız kalması neredeyse imkansız. Yaşamak için annesine ihtiyaç duyan bir çocuk, anneyi yaşatmak ve mutlu etmek durumunda hissediyor. Anne yoksa kendi yaşamı da yok.
Annesinden Kopamayan ErkeklerKenneth M. Adams · Diyojen Yayıncılık · 2024129 okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2026 00:00
"KIRIK ZAMAN AYNASI" "Akıntıya karşı yüzen tek balık tekini koruyan tekinsiz ölüme doğru ve ölüme karşı çağlayan çıkan, dikine yüzen bir balıkmış yalnızlık" Hayatımızda bazen öyle bir kitapla karşılaşırız ki, kaçış bir yana, derinliklerimize inmek için bir vesile olur. İnsanı kendi gölgesiyle yüzleştiren, zamanın kırık parçaları arasında bir bütünlük arayışına çıkaran şiirsel bu eserin merkezinde, mağaranın en eski müdavimi olan bir ayna var. Bu sıradan bir ayna değil; içine bakan herkesin kendini bulduğu, âdeta bir Tanrıdibi kadar derin bir yansıtıcı. Zamanın kilidini açan bir içgörüye dönüşen bu ayna, iki gözlü, çok dilli bir kılavuz gibi elimizden tutuyor ve bizi Uçmakovası’na sürüklüyor. "Peki bu yolculuk nereye?" diye başlıyor her şey. Aslında bu soru, bir yolculuktan çok, bir eylem tanımı: aynaya bakmak. Peki ya aynada gördüğümüz? Çoğu zaman beklediğimiz gibi net, bütün bir portre değil. Karşımıza çıkan, kendimizin parçalanmış bir kitabının dağınık sayfaları oluyor. Hayatın hızı, yaşadıklarımız, unuttuklarımız derken, bir kitabın omurgası olan şiraze dağılıyor. Sayfalar birbirine karışıyor. Dağılmış bir şirazeyi usulca, sabırla yerine oturtma çabası. Ve belki de bu çabanın sonunda, ebedi bir bütünlüğün eşiğine varma ihtimali... Ama işte asıl soru burada düğümleniyor: Gerçek mi, yoksa düş mü bu yol? Kitap boyunca peşine düştüğümüz bu sorunun cevabı, hayatın ta kendisinde gizli aslında. Belki de bütünlük dediğimiz şey, büyük bir sırrı çözmekten ziyade, etrafımızdaki küçük parçaları fark etmekten geçiyor. · Bir samurun haykırışında, doğanın sarsılmaz sadakatinde... Doğa, hiç soru sormadan, olduğu gibi var olmanın en büyük örneği. Bir samurun içgüdüsel haykırışı, bizim karmaşık ruh hallerimizden çok daha bütün belki de. · Kuzgun’un temkinli ama bilge
Edebiyat
Kırık Zaman AynasıFatma Efe Nergiz · Çınar Yayınları · 20255 okunma
Reklam
M. SEDAT SERT -Merkezin Taşraya Bakışı, Taşranın Merkeze Mesafesi
10/10
·96 syf.·
2023 21. kitabı
Yeni sayımızın dosyası taşra üzerine olunca öncelikle kendi hayat serencamımı düşündüm, ömrümün bu vakte kadarki kısmının -şu an taşra addedilse bile- eski/yeni payitahtlarda geçtiğini fark ettim: Doğduğum şehir Kastamonu, Candaroğulları Beyliği’nin başkenti; üniversiteyi okuduğum ve birkaç yıl çalıştığım şehir Ankara, Türkiye’nin başkenti; yine üç yıla yakın çalıştığım Saraybosna, Bosna Hersek’in başkenti ve şu an rızkımı temin ettiğim şehir Bursa, Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti... Bu şehirler kendine has tarihi, geleneği, kültürü olan yerler. Kastamonu küçük yerdir. Evden çarşıya gidene kadar yol boyunca selamlaşacağınız birçok kişiye denk gelirsiniz. 1990’lı yıllar ve 2000’lerin başı itibariyle şehrin imkânları mahduttu. Ama bu mahdutluk bir mahrumiyet anlamına da gelmiyordu. Zira kanaat ekonomisi o yıllar için geçerliydi ve eldekiyle idare etmek de bugünkü nesil için anlaşılması zor bir meziyetti. Bir şeyin bol olması, ondan bıkmak veya o şeyi israf etmek demek değildir. Bugün gelinen noktada ise doyumsuz ve hep daha fazlasını isteyen bir ruh hâli esir aldı insanları... Ankara, taşra mıdır yoksa merkez midir, tartışmasına girmeden Ankara’nın hayatımdaki önemine kısaca değineyim: Bir derdim, mefkûrem, gayem varsa bu Ankara’nın sunduğu imkânlar çerçevesinde oldu. Üniversite yıllarımda ve çalışma hayatımda vaktimi doğru yerlerde ve doğru kişilerle geçirmeye gayret ettim. Bu da sonraki yıllar için iyi bir zemin teşkil etti. Ancak bugün benim için Ankara yaşanması zor bir şehir. Yeşilin gölgesinde, mavinin serinliğinde çalışıp dinlenmek varken altta asfalt, yukarıda gri gök, dört yanda beton cazip değil artık. Şimdi merkezin taşraya bakışını, taşranın merkeze mesafesini iki açıdan ele alabiliriz. Merkezin durumunu bir olay ve kitap üzerinden, taşranın durumunu ise
Taşra Mektubu OlayıPolat Onat · Düş Kurguları Yayınevi · 202311 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 32. kitabı
Mahur Beste / Ahmet Hamdi Tanpınar İçimde yoğun bir okuma isteği var ama okuduklarımı paylaşma konusunda isteksizim. Kafam bu aralar oldukça dolu, esasında böyle olmasını da istiyorum. Daha önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü okumuştum. Bu kez Tanpınar’ın Huzur romanını okumayı planlıyordum. Görev için bulunduğum bir yerde kitabı görünce başladım ve ancak bu şekilde tamamlayabildim. Her cümlesi sanki anlam yüklemeye ant içmiş gibi, öyle yoğun, öyle derin bir kitap. Daha önce duyduğum ama bu kitaba ait olduğunu bilmediğim bir cümleyle karşılaştım. Duyduğumu kırpıp paylaşmak yerine, bağlamı içinde paylaşayım... Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflâsı nedir, bilir misin? dedi. İnsan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insanı yapan manevî kıymetler manzumesidir. Anlıyor musun şimdi derdin büyüklüğünü?… Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkarıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Sen cilt yapıyorsun; şiraze nedir bilirsin. Bizde insanoğlu şirazesiz kalmış. Hayat onun için ahenksiz, birbirini tutmaz, günün hayatına cevap vermeyen bir yığın ölü kıymetler tarafından idare ediliyor. Dünyaya baktığımız zaman ayrı görüyoruz, kendi kendimize kaldığımız zaman ayrı düşünüyoruz. Yığınlarca tezatsız yaşayış yoktur. Bütün şark dünyası bir şarkıyı andırır. Mutlaka değiştiriyoruz; Hind’i, Çin’i, Efgân’ı, Arab’ı, Türk’ü hep soyunuyoruz; soyundukça üstümüzden attığımız şeylerin alelade elbise olduğunu, daha derinlerinden birtakım şeyler çıkarıp atmak lâzım geldiğini görüyoruz. O zaman korkuyoruz; olduğumuz yerde imdat arar gibi sağa sola bakınıyoruz. Sonra tekrar başlıyoruz, gene tabaka tabaka soyunuyoruz, tırnaklarımızla derimizi yüzer gibi bir şeyler daha
Mahur BesteAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20198,3bin okunma
SARI YÜZ
10/10
·303 syf.··
2025 33. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2025 21:33
Kitapyurdu sitesinin Fatih Altaylı seçkisi, en sevdiğim kitap listelerinden biri. Sarı Yüz’ü de sevgili Fatih Bey’in tutuklanmadan önceki bir önerisiyle almıştım. Kitap beni adeta lise yıllarımdaki okuma hızına geri götürdü. İki günde, 300 sayfayı su gibi okuyup bitirdim. Bu kadar hızlı akmasının en büyük nedenlerinden biri, karakterle yaşadığım sürekli gerilimdi. Ona hak verdiğim nadir noktalar dışında, birçok sayfada kendini ikna etme çabası beni çileden çıkardı. Zaten bir noktadan sonra şiraze o kadar kaydı ki, kendi yalanına inandığına ikna oldum. Kitabı okurken sanki ben de onunla birlikte bir etik savaşın içindeydim. June’un, başkasına ait bir kitabı çalıp kendi eseriymiş gibi yayımlaması elbette derin ve tartışmalı bir konu. Ancak beni kitapta en çok etkileyen şey, sosyal medya dilemması oldu. Uzun zamandır tüm sosyal medya hesaplarını kapatmış biri olarak, kazandığım bu zamanla insanlık adına faydalı işler yaptığımı söyleyemem belki ama kendimi daha sağlıklı hissettiğim kesin. Çok değer verdiğim ve uzun süredir sosyal medyadan uzak duran bir arkadaşım, ben fişini bir günde çektiğimde şöyle demişti: “Sanki bir pazar yerinden çıkmış gibisin, değil mi?” Bu, son zamanlarda duyduğum en güzel benzetmeydi. Gerçekten de sosyal medya koca bir pazar yeri gibi ve herkes bir şey satmaya çalışıyor. “Gel vatandaş gel!” diye bağıran bir kalabalığın ortasında olmak insanı yoran bir şeymiş; çıkınca fark ediyorsun. Kitabın 69. sayfasında geçen şu cümleye takıldım kaldım: “Azami ölçüde pazarlanabilir hale getirilen mamul personalar, sağlıklı bir doz neoliberal sömürüyle harmanlanır.” Bu cümlenin altını çizip belki on kere okudum. Çok şey söylüyor, çok katmanlı. June’un yarattığı persona eleştirilirken, Athena’nın sosyal medyada neredeyse tapınılır hale gelmesi gerçekten
1000Kitap
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Puan vermedi·633 syf.··
2025 32. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2025 00:12
16 Aralık 1977 yılında soğuk ve karanlık bir kilere hamile olduğu için kapatılan Canan dünyaya bir kız çocuğu getirir. Doğumu gerçekleştiren ebe Canan'ın çok kan kaybettiğini hastaneye gitmesi gerektiğini söyler. Canan'ın hamileliğinden utanç duyan babası Asım efendi buna izin vermez ve Canan ölür. Asım efendi yanında çalışan Dursun'a ebeyi de bebeği de ortadan kaldırmasını söyler. Fakat Dursun bebeğe kıyamaz.Ebe bebeği bir cami avlusuna bırakır ve şehri terk eder. Aradan 22 yıl geçer ve bebek büyür. Vildan (Şiraze) o İstanbul Zürafa sokakta bulunan bir genelevde fahişedir. Aslında güzel başlamıştı Vildan için hayat,çok iyi aile tarafından evlat edinilmişti. Hayalleri vardı üniversitede okuyacaktı. Fakat hayat pek umduğunu gibi gitmez,sevdiği erkek tarafından tuzağa düşürülüp kötü yola düşer. Tıpkı Lale, Mira,Sevda ve yanında bulunan diğer kadınlar gibi. Kurtulmayı başarır Vildan o bataktan ama ona daha doğumunda kötülük yapmaya başlayan insanlardan intikamını almalıdır. Vildan için hayatın zorlukları hayatın çilesi bitmez ama bu hayatın zorlukları o nu daha güçlü bir kadın yapar. Güçlü kadın hikâyelerini okumayı hep çok sevmişimdir. Bu kitapta çok güçlü bir kadının anlatıldığı bir kitap. Sizde benim gibi güçlü kadınları konu alan kitapları okumayı seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
ŞirazeDeniz Üstündağ · Dls Yayınları · 202330 okunma
Reklam
Reklam