Dersim zagonu, er milletini on ikisinde evermek olduğundan, bizim yaşımızsa otuza yaklaştığından, "Bekarlık her ne kadar sultanlık sayılırsa da, Dersim dağındaki rezilliğinin benzeri olmadığından" deyip daha kendi Kürt aklıyla ve de Zaza diliyle nice nice laflar
edip bizi evlenme işine yatıracağı sıra, Allah beterinden saklasın, aşiret içine apansız bir velvele düştü ki, hiçbir velveleye benzemez. "Bre nedir?" dememize kalmadan, yeni hükümatın başıbozuk paşası Celal Bayar Paşa'mızın, şunu ferman ettiği duyuldu ki, aşireti, yediden yetmişe ve de atlan, eşekleri, koyunları, inekleri, bakırlan, sırçalan, saçaktaki serçeleri, eşikteki köpekleri, sedirdeki bebekleriyle Urumeli'ne sürgün ...
"Ölüm hep vardı, insanların kulağına fısıldıyordu. Parmakların arasındaki boşluktu. Hatıralarındaydı. Düşündüğün, hissettiğin ya da istediğin her şeyde o vardı. Hep oradaydı."
“Gece soğuk, ama ben hoş geldin dedim ona. Kayıp dışında bir şey, acı dışında bir şey hissetmem gerek. ... Beni bütünüyle yuttu, sonra yine bıraktı; öncekinden farklı bir insan olarak.”