Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
Sabahattin Ali
"Söylediğimi daha iyi açıklamalıymışım Josef. İdeal evlilik ilişkisi, her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır, demek istemiştim." Breuer' in yüzünde anladığını belirten bir ifade göremeyen Nietzsche ekledi: "Demek istediğim şu: Biriyle tam bir ilişki kurabilmen için önce kendinle ilişki kurabilmelisin. Eğer kendi yalnızlığı
mızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, kimsenin kendisini seyretmesine ihtiyaç duymadan başka birine sevgisini verebilir; yalnızca o zaman o insan bir başkasının büyümesi ve gelişmesiyle ilgilenebilir. Bu yüzden, insan evliliğini bitiremiyorsa, o evlilik zaten bitmiş demektir. "
Aydınlanmayı, psikolojik terimlerle ifade etmeye çalışsaydık bunun, kişinin tamamen kendi içindeki ve dışındaki gerçekliğe döndüğü, gerçekliğin tamamen farkında olup onu tamamen kavradığı bir hal olduğunu söylerdim.
İstese de istemese de, denizin böyle yavaşça aşındırdığı bu çıkıntıya gelmek ve orada tek başına, terk edilmiş bir deniz kuşu gibi durmak onun kaderi, onun özelliğiydi. Onun yeteneği, onun gücü, burada üzerindeki bütün gereksiz şeyleri atarak, daha çıplak, daha yalın kalmak için fiziksel anlamda bile büzülmek ve küçülmek, ama zihninin yoğunluğunu hiç kaybetmemek, böylece bu çıkıntıda durup insanın o karanlık cehaletiyle, nasıl hiçbir şey bilmediğimizle ve denizin altımızdaki toprağı nasıl aşındırdığıyla yüzleşmekti - bu onun kaderi, onun yeteneğiydi.
Öyle ki musluk başından döner dönmez, sabahtan akşama kadar afyon tarlasında otlamış bir at gibi, yeniden baygın esnemeler üzerine çöküyor, gittikçe şiddetini artıran bir horultu ile ilk fırsatta uyuyordu.