Hombres! Erkekler! Evet size söylüyorum, siz erkekler... Neden böylesiniz siz, neden? Nedir derdiniz sizin? Neden 'hayır' dendiğinde bunun sadece ve sadece 'hayır' anlamına geldiğini anlayamazsınız bir türlü? Nedir ezelden beri bizlere yönelttiğiniz bu şiddet? Bizleri öldürürsünüz, tecavüz edersiniz, döversiniz, söversiniz, aşağılarsınız, susturursunuz, kendi kaderimiz üzerine söz söyleme ya da kendi bedenimize sahip olma hakkını bile tanımazsınız bizlere... Nereden geliyor bu saygısızlık? Neden bizleri bir türlü eşitleriniz olarak kabul edemiyorsunuz? Neden? Nedir derdiniz? Ne elde etmeye çalışıyorsunuz? Ne elde edebildiğinizi sanıyorsunuz? Ve daha ne kadar sürecek bu? Ne istiyorsunuz bizden? Nedir bize, ruhumuza, bedenimize, karnımıza düşmanlığınız?
Suç mahalline dönen bir katil gibi geçmişin izini sürmek tekinsiz bir yolculuk. Zamanın aynasına bakmayagör, davetsiz misafir gibi sökün eder bastırılmış anılar, küllenmiş acılar, yüz karası korkaklıklar.
İşin kötüsü onlar, kendi gerçeklik duygularına gerçeğin ta kendisi diye bakıyorlar, aşina oldukları ve şaşırtıcı bulmadıkları her şeye gerçek diyorlardı. Oysa bu, gerçekdışı olanın tanımının ta kendisiydi. Çünkü Dünya'nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı.