"Sen gene barışma baba," dedi, “büyüyünce ben onu düelloya çağırırım, öldürürüm onu!" Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Ne de olsa babasıyım, yerinde bir söz söylemem lazım: "Düelloda da olsa öldürmek günahtır," dedim. "Öyleyse büyüyünce yere deviririm onu baba, elindeki kılıcı kılıcımla düşürürüm, üzerine çullanırım, sonra kılıcımı kaldırıp, 'Seni öldürebilirdim, ama affediyorum, al işte!' derim."…İki gün iki gece hep kılıcıyla alacağı öcü düşünmüş, belki de bunları sayıklamıştır bile.
Bizim çocuklar; sizinkiler değil, bizim, hor görülen, ama gene de soylu dilencilerin evlatları henüz dokuz yaşlarına bastıkları zaman bu dünyanın gerçeğine ererler. Zenginler bunu mezara kadar başaramaz.
Basit bir çocuk, sevgisi pek güçlü olmayan oğul, böyle bir durumda boyun eğer, babasından utanırdı. Bizimkisi babası uğruna hepsine tek başına karşı koydu. Hem babası hem de gerçek uğruna… çünkü o gün ağabeyinizin ellerine sarılırken “Bağışlayın babacığımı, bağışlayın!” diye yalvarırken neler çektiğini bir Tanrı bir de ben bilirim.
gerçekten sevdiğiniz tek insan odur. Size hakareti artırdıkça daha çok seviyorsunuz onu. Acılarınız bundan ibaret. Onu olduğu gibi, bütün hakaretleriyle seviyorsunuz. Düzelse, o saat soğur, bırakırdınız. Ama ona ihtiyacınız var: Sadakatinize, kahramanlığınıza fırsat vermesi, ihanetini başına kakmanız için gerekli... Hep gururunuzdan geliyor bunlar. Evet, pek çok küçülme, hakaret de var, ama hepsinin altından gurur çıkıyor.