Mona

Mona
@sisifos__
22 ˙⋆✮⋆˚꩜。⋆ 𖤓 ⋆˚࿔
türk dili ve edebiyatı
15 Ağustos
140 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
@sisifos__·
·
sabitlendi
Kitap. Kitapların dünyası. Sihir ve keramet dolu bir dünya. Yaprakların arasından çıkıp gelen ve okuyucuyla sohbet eden bilginler,kahramanlar,korkaklar, yiğitler, serseriler, dilenciler, hükümdarlar, fahişeler, güzeller, fetbazlar, kötüler, deliler, katiller, fesatlar, öksüzler, soytarılar, alim ve aşıklar... Sayfaların arasından okuyucuya göz kırpan uzak diyarlar. Sayfalardan gülümseyen yabancı diller, gelenek-görenek ve kültürler... Farklı alfabeler;Kiril, Arapça, Latince... Kelime ve cümleler, dizeler. İsim ve lakaplar. Okumak;sağdan sola, soldan sağa. Okumak;renkli sayfaların arasında hiç yorulmadan sonsuz bir yolculuğa çıkmak. Kitap. Rakipsiz sevgili. Dilsiz dost. Bilginin yoldaşı.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Saatler, günler, haftalar, mevsimler boyunca her şeyden kopuyor, her şeyden soğuyorsun. Bazen, neredeyse bir tür sarhoşlukla, özgür olduğunu, seni bunaltan, senin hoşuna giden ya da gitmeyen hiçbir şey olmadığını keşfediyorsun. Ve oyun kâğıtlarının ya da kimi gürültülerin, kendine sunduğun kimi gösterilerin sana sağladığı bu yıpratıcı olmayan havada, anların heyecanından başka şeye yer vermeyen bu yaşamda, mükemmele yakın, büyüleyici, bazen de yeni heyecanlarla dolu bir mutluluk buluyorsun
Bazen saatlerce bir ağaca bakarak öylece duruyorsun, onu betimliyor, didik didik inceliyorsun; kökleri, gövdeyi, dalları, yaprakları, her bir yaprağı, yapraktaki her bir damarı, sonra yeniden her bir dalı inceliyorsun, ve böylece, aç bakışının ısrarla görmek istediği ya da yarattığı ilgisiz biçimlerin sonsuz oyunu sürüp gidiyor: surat, şehir, labirent ya da yol, armalar ve atlı seferler. Algıların geliştikçe, giderek daha sabırlı ve daha esnek oldukça, ağaç paramparça oluyor ve yeniden doğuyor, yeşilin binbir çeşidi, aynı ama yine de farklı binlerce yaprak. Tüm yaşamını bir ağacın karşısında geçirebilirmişsin gibine geliyor, onu tüketmeden, anlamadan, çünkü anlayacağın bir şey yok; sadece ona bakarak. Bu ağaç hakkında eninde sonunda söyleyebileceğin tek şey bir ağaç olduğudur; bu ağacın sana söyleyebileceği tek şey de bir ağaç olduğudur: kök, sonra gövde, sonra dallar, sonra da yapraklar. Ağaçtan daha başka bir hakikat bekleyemezsin. Ağacın sana önerecek bir ahlakı, sana verecek bir mesajı yoktur.
Bazen bütün bir gece boyunca okuyorsun. Tavan arasındaki odanda, çamaşır dolabının dibinde, on beş yaşının kitaplarını, Alexandre Dumas, Jules Verne, Jack London'ları ve eskiden burada her kalmaya gelişinde getirdiğin yığınla polisiye romanı buldun. Onları, tek satır atlamadan, dikkatle okuyorsun, sanki hepsini unutmuş, sanki onları sahiden hiç okumamış gibi.
Önemsiz servetinin tam bir dökümünü yapabilir, ilk çeyrek yüzyılının kesin bilançosunu çıkarabilirsin. Yirmi beş yaşındasın ve yirmi dokuz dişin, üç gömleğin, sekiz çorabın, artık okumadığın birkaç kitabın, artık dinlemediğin birkaç plağın var. Başka şeyleri hatırlamayı canın hiç çekmiyor: ne aileni, ne öğrenimini, ne aşklarını, ne dostlarını, ne tatillerini, ne de tasarılarını. Yolculuklara çıktın ve dönüşte yanında hiçbir şey getirmedin. Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek: Gece olsun, saatler vursun, günler geçip gitsin, anılar silikleşsin.