İnanılır ki yedi taş alıp dileğini tutuktan, duanı okuduktan sonra Fırat’ın suyuna atarsan Dicle’sinin, hatırına dileğin kabul olur. Hastalar şifa bulur, âşıklar kavuşur, kötü ruhlar bedeni terk eder. Hangi kadının bedenine üflerse ruhunu, rüzgâr olur, Sinan’ım olur. Fırat’ta Munzur’un anasının dileği var, elindeki sütle mayalanmış köpük köpük akan Munzur’un ruhu var. Bir gün bile elimle veya dilimle bu suyu kirletmedim. Bu suya atılan her çöp,
her damla pis su veya söylenen kem söz, boğulan canlara
saygısızlıktır. Munzur’un ruhunu kirletmektir, Dicle’ye kirli
gitmektir. İşte budur Fırat’ın öfkesi, işte budur Deli Fırat’ın
gazabı. Hüzünlü Dicle’sinin ruhunu da kirletmemektir.’
‘Nazlı Dicle’nin, babası, masallardaki gibi ona: ‘Fırat; git,
Ağrı Dağı’nda buzula yat ki donduğunda buz gibi hapsedildiğin kabı kırasın, Van Gölü’nde soda ile yıkan ki akarken
köpük köpük akasın, Süphan Dağı’nda volkanik kayaları
gör ki dağların kalbini delesin, Munzur Dağları’nda Ağlayan
Kayaları gör ki gözyaşının erdemini öğrenesin sonra da Palandöken çiçeğini al, Hüzünlü Dicle’ye kavuş.’ Fırat da kollarını dört bir yana uzatır, bu istekleri tek tek yerine getirir.
Bu kollar öyle hızla gelip çarpışırlar ki (buna birleşme değil
çarpışma demek daha doğru) bu noktada Fırhat, Ferhat sonra da Fırat olur.’