Sosyal medya alanında bir iş sahibi olmak isteyen Julia'nın karşısına kendisi için çok cazip bir iş teklifi çıkar. Ancak adaylar arasından bir kişi ile son ikiye kalır. Kimin seçileceği ise bir blog yarışmasına bağlıdır. Tüm bu stresinin arasında bir de fazlası ile yakışıklı ancak bir o kadar da aksi olan ve insanlar ile iletişime geçmeyi reddeden Cain karşısına çıkar. Peki Julia Cain'in bu aksi halinden korkup onu kendi haline mi bırakacak? Yoksa yılbaşı zamanı iyiliğin daha da arttığı günlerde, komşusunu "iyilikle öldürecek" mi? İkili arasında başlayan enteresan hikayeyi Julia'nın blogundan takip etmek isterseniz sizi kitaba alalım:)
En başta da dediğim gibi aslında pek benlik kitaplar değildir, ama senede 2-3 defa kendimce mola verebilmek adına muhakkak okumaya çalışırım Debbie Macomber tarzı yazarların kitaplarını. Fazla tozpembe çizilmiş hikayeler gerçeklikten uzak gelse de, bazen insan içini ısıtacak şeyler arıyor, işte bu kitap da benim için bu özelliği taşıyan kitaplardan biri oldu. Zaten romantik diyebileceğimiz türdeki bu kitaplardan hoşlanıyorsanız tam sizlik, ancak eğer benim gibi nefes almalık bir şeylerin arayışında iseniz, benden size tavsiye, On İki Gün'e bir şans verin :)
thesittingpanda.com
On İki GünDebbie Macomber · Epsilon Yayınları · 2018587 okunma
Yine zamansız kitaplardan birini okudum diyebilirim :) Hangi devirde olursa olsun okuayana aynı tadi vereceğini düşündüğüm, Tolstoy'a ait Ivan Ilyiç'in Ölümü kitabı bugün blogda bizlerle.
Adından da anlaşılabileceği üzere konumuz İvan İlyiç isimli karakterimizin ölümü. Yani sonu başından belli olan kitaplardan biri. Ancak başı ile sonu arasındaki yolculukta bize hissettirdikleri muazzam. Hayatın eng erçekçi duygularından biri olan ölüm, bu kitabın tamaına sirayet etmiş durumda. Tabi genelde ölümü içeren kitaplarda, insanların sevdikleri birini kaybetmelerinin ardından hissettikleri anlatılırken, bu kitapta günden güne ölmek üzere olduğunun farkında olan İvan İlyiç'in hissettiklerini okuyoruz.
Kahramanmız İvan İlyiç, yüksek rütbesi olan bir yargıçtır. Oldukça sağlıklı bir hayat sürmesine karşın günün birinde başına gelen ufak bir kaza, onu günden güne ölüme sürüklemektedir. Önce hafif sızılar, sonra ardı arkası kesilmeyen sancılar, dindirilemeyen ağrılar derken, kendini hasta yatağında ölümü beklerken bulur. Nihai sonu beklerken de ardına dönüp geçirdiği günleri düşünürken, pişmanlıklar peşpeşe gelir. Boş bir hayat sürüş olduğunun farkına vardığı o ilk an ruhunun çektiği acı, o güne dek ölümün getirdiği fiziksel acıdan kat kat üstündür. Eğitim ve meslek hayatındaki başarıları, kazandığı servet, her bir eşyasını tek tek özenle seçtiği evi o an gözüne bir hiç olarak görünür. Asıl mutluluğun bunlarda olmadığını farkettiğinde ise artık çok geçtir.
Kısa ama sarsıcı, anlamak isteyen için de bir çok ders içeren bir kitap!
thesittingpanda.com
İnsan hayatı ne kadar garip, sanki başımıza hiç gelmeyeceğini düşündüğümüz şeylerin orta yerinde kendimizi bulduğumuzda anlıyoruz sanırım bunları. Bazen yaşadıklarımızdan kaçmanın yolunun onları unutmaktan geçtiğini düşünürüz değil mi, pek yaşadığınız iyi/kötü her şeyi günden güne unutacağınızı söyleseler size ne düşünürsünüz? Ya da ne hissedersiniz? Belki zaten unutan taraf olacağınız için hissettiğiniz ağırlığı da unutacaksınızdır, ama ya yanı başınızda olup da acaba beni unutacağı gün ne zaman gelecek diye düşünen sevdikleriniz?
İntihar Ormanları ile Umut ve İz bize hayatlarının kapılarını açıyorlar. Onların sevgilerinin kuşattığı evlerinin orta yerinde buluyoruz kendimizi. Sekiz yaşından beri et ile tırnak misali olan bu ikilinin arasına kalabalığa dalan bir otobüs misali dalıyor Alzheimer. Bir taraf unutmaktan korkarken, diğer taraf unutulacak olmanın acısını yaşıyor kalbinde. Umut'un ağzından dinliyoruz olan biteni. Aşkları nasıl başladı, İz'in babaannesine olan düşkünlüğünün hikayelerini, Umut'un babasının geçmişine saplanıp kalmasını ve anı yaşayamamasını. Ve olan biten her şeyin bu ikiliden birinin hafızasından günden güne silinmesini. Ve ötekinin güçlü kalmaya çalışıp diğeri için de bu hayatı yaşamaya, ona her şeyi bıkmadan yeni baştan yaşatmaya çalışmasını. Sayfalar arasında dolaşırken aklıma sürekli "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti." sözleri dolandı durdu.
Dili akıcı ve sıcak, öyküsü insanın içini ısıtan bir kitap arıyorsanız, İntihar Ormanları size göre!
thesittingpanda.com