Aşk, kaybetme korkusu ve unutulma temalarını işleyen, duygusal derinliği olan bir roman ,İntihar Ormanları.
Kayboluş ve hatırlanma arasındaki ince çizgide yürüyen yazar Ezgi Durmuş’un derinlikli anlatımı, bizleri yalnızca bir hikâyeye değil, bir duygu seline sürüklüyor. Karakterlerin iç çatışmaları gerçekçi ve sarsıcı bir atmosfere geçişimizi sağlarken ,kitabın duygusal yoğunluğu uzun süre zihinden silinmeyip insan olmanın kırılganlığını anlatan bir içsel yolculukta derin bir kayboluş farkındalığı yaşamamızı sağlıyor.
"Sonunu bile bile kendini kaptırmak mı? Buyursunlar, uzmanlık alanım." dedim dün gece.
Uzun bir süre sonra ilk defa bir kitaba kafadan on puan ile başladım, sandığım gibi ilerlemedi fakat pişman da değilim.
Bitirmemi bekleyen, yarım kalmış bir sürü kitabım olmasına rağmen İntihar Ormanları sürekli gözüme takılıyordu. Ezgi Durmuş'u Masa Dergisi'ndeki yazılarından ve instagramdan takip ediyorum. Daha önce kitabını okumadım, bu ilkti fakat yazıları ucundan kıyısından bile olsa mutlaka bir şeylere dokunuyor benim için. Bu sebeple emindim İntihar Ormanları'ndan. Bu anlamda yanılmadım çünkü çok fazla satırın altını çizdim.
İçimizde kanayan bir şeyler var; toplum veya birey olarak. Yazar öyle güzel parmak basıyor ki "Ben mi yazdım bu cümleleri, bu fikirler bana ait aslında." demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Bu çıkarımları bırakırsak kurgu, sonunu bize söyleyerek başladı aslında. Uzun uzun konusundan bahsetmeyeceğim. İz ve Umut'un hikâyesine tanıklık ettim; Umut'un bakış açısından. Söylediklerinin, kelimenin aklımıza gelen ilk anlamı kadar basit olmadığını en başında anlamıştım. Ortalarına geldiğimde küçük bir yanılgıya düştüm aslında. Birkaç sayfa sonra ise son bölümünde ters köşe olup bizi şok etmesi gereken şeyi anlamıştım. Bu yüzden cümleleri içime işlese de şaşırmadım.
Şöyle güzelce ağlarım, rahatlarım diye de başladım kitaba aslında ama özellikle bu gece epey meyilli olmama rağmen iki kez gözlerim doldu sadece. Halbuki ben bayağı kalbim kırılacak, içime işleyecek ve uzun süre ağlayacağım diye düşünmüştüm. Not düşmem gerekirse beni ağlatmak çok basittir, özellikle okurken. Sonunu tahmin ettiğim için sandığım kadar etkilenmemiş olabilirim.
Herkes benim gibi başında anladı mı durumu bilmiyorum ama -sanırım mesleğim gereği- kitabı okurken varolan kurguyu evirip
intihar ormanı diye bir yer var mı varsa nerede ve neden ormanın adı intihar olarak nitelendirilmiş, kitapla beraber bunu da öğreniyorsunuz ben gerçekten çok şaşırdım bir insan intihar etmek için neden böyle bir yer seçer ki? Seçermiş, çünkü intihar ormanı öyle bir yer ki rotadan çıkarsan eğer hiçbir şekilde yolunu bulamıyormuşsun, sesini duyurman imkansız hale geliyormuş, Bu rotadan bilerek çıkanlar da varmış.sonunda ne olcağını biliyorsunuz çünkü yazarımız bunu kitabın başında söylüyor o yüzden sonunda pek şaşırmam diye düşünüyorsunuz yani ben öyle düşündüm, siz düşünmeyin çünkü kitap öyle bir ters köşe yapıyor ki sonunda kitabı bir de gerçek sonunu bilerek yeniden okuma isteği uyandırıyor halde buluyorsunuz kendinizi.
Sanki olaylar yaşanırken bir köşede izliyor gibiydim. Genç yaşta alzheimer tanısı konan bir adam ve her gün ona aşkını hatırlatan bir kadın. Sanırım bir süre bu kitapta ve etkisinde kalacağım.
Ezgi’nin okuduğum üçüncü kitabı. Kalemin gücü, kelimelerin, cümlelerin akıp gitmesi...
Üstelik erkek bir karakterin ağzından kaleme alınması...
Altını çizdiğim o kadar çok satır var ki...
Konuya değinemeyeceğim çünkü yazacağım tek bir kelime bile spoiler olabilir.
Ezgi Canıtınım olduğunu bil ️
Ezgi Durmuş
İntihar Ormanları , yazarın okuduğum ikinci kitabı. Genel olarak keyifli okuması olan hüzünlü bir hikaye. Ama içerisinde sürekli unutma, unutma, unutma .... okumak, okurken beni gerdi. Konu o evet ama iyi kurgular sürekli vermek istediği mesajı dillendirmezler, tekrar etmezler. Kurgu açısından zayıf bulduğum bir kitap oldu.
Konu ise genel olarak şöyle ; büyükannesine çok düşkün olan İz, onu Alzheimer dan kaybeder ve en büyük korkusu unutmak olur. Özellikle çocukluk aşkı olan Umut’u unutmak. Derkennn Türk filmi tadında genç yaşta Alzheimer olur. Biz bu hikayeyi Umut tarafından okuyoruz bu arada. Umut’un aşkını yaşatma, ona yaşadıklarını unutturmama çabasına şahit oluyoruz. Yazarımız ters köşe yapmak istemiş kitabın sonunda. Ama okurken “Bu kadar Türk filmi olamaz bu hikaye vardır bir sürprizi .” Diyorsunuz. Çok büyük şaşkınlık olmuyor finalde.
Duygusal şeyler okumaktan keyif alan kişiler okurken daha keyif alacaklardır eminim. Ben kitaplarda ve filmler de olan o müthiş bağın, aşkın gerçekliğine çok inanmadığımdan mıdır nedir, çok etkilenmiyorum romantik içeriklerden.
İyi okumalar :)
İki insanın arasında olabilecek aşkı o kadar güzel yansıtmış ki yazar. İçiniz sımsıcacık oluyor. Çok naif bir kitap gerçekten. Tek sorunu olayların bir anda değişmesiydi. Bu yüzden nereden nereye geldik gibi bir düşünce oluşabiliyor. Onun dışında çok duygusal ve güzel bir kitaptı. Sonu beni baya ağlattı...
Çıtır çerez gayet akıcı bir kitap. Umut ve İz' in o büyük aşkını ve alzheimera karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Ters köşe yapmaya çalışır gibi ama bence tahmin edilebilir bir sonu vardı.
Hüzünlü bir hikaye.
İnsan hayatı ne kadar garip, sanki başımıza hiç gelmeyeceğini düşündüğümüz şeylerin orta yerinde kendimizi bulduğumuzda anlıyoruz sanırım bunları. Bazen yaşadıklarımızdan kaçmanın yolunun onları unutmaktan geçtiğini düşünürüz değil mi, pek yaşadığınız iyi/kötü her şeyi günden güne unutacağınızı söyleseler size ne düşünürsünüz? Ya da ne hissedersiniz? Belki zaten unutan taraf olacağınız için hissettiğiniz ağırlığı da unutacaksınızdır, ama ya yanı başınızda olup da acaba beni unutacağı gün ne zaman gelecek diye düşünen sevdikleriniz?
İntihar Ormanları ile Umut ve İz bize hayatlarının kapılarını açıyorlar. Onların sevgilerinin kuşattığı evlerinin orta yerinde buluyoruz kendimizi. Sekiz yaşından beri et ile tırnak misali olan bu ikilinin arasına kalabalığa dalan bir otobüs misali dalıyor Alzheimer. Bir taraf unutmaktan korkarken, diğer taraf unutulacak olmanın acısını yaşıyor kalbinde. Umut'un ağzından dinliyoruz olan biteni. Aşkları nasıl başladı, İz'in babaannesine olan düşkünlüğünün hikayelerini, Umut'un babasının geçmişine saplanıp kalmasını ve anı yaşayamamasını. Ve olan biten her şeyin bu ikiliden birinin hafızasından günden güne silinmesini. Ve ötekinin güçlü kalmaya çalışıp diğeri için de bu hayatı yaşamaya, ona her şeyi bıkmadan yeni baştan yaşatmaya çalışmasını. Sayfalar arasında dolaşırken aklıma sürekli "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti." sözleri dolandı durdu.
Dili akıcı ve sıcak, öyküsü insanın içini ısıtan bir kitap arıyorsanız, İntihar Ormanları size göre!
thesittingpanda.com
Ezgi Durmuş-İntihar Ormanları
•
•
“Size hiç babanızın kaç parmağı olduğu soruldu mu? Sorulmamıştır elbet, neden sorulsun ? On parmağı vardır çünkü. Çünkü herkesin on parmağı vardır bir kazaya kurban gitmesiyse yahut bir engelle doğmadıysa. Babam da on parmakla doğmuş. Sonra biri tutmuş, biri götürmüş, öbürü de kesmiş. Kalmış dokuz. Azalmış. “
•
•
“Yaşama nedenini, varoluş amacını bulamamış insanları nerede görseniz tanırsınız. Önce hayallerinden, hemen ardından renklerinden vazgeçerler. Solarlar günden güne. “
•
•
️
Birini istemeden de olsa unutmaya mecbur olmak ya da zorunlu bırakılmak nasıl bir duygudur acaba diye düşünün. Ve bu kişi hayatta en çok sevdiğiniz kişi olsun. Onu unutmamak için neler yaparsınız ? Her yere ondan bir anı bırakabilir, onunla ilgili unutmamanız gereken şeyleri not alabilirsiniz mesela. Peki nasıl bir mecburiyet size en sevdiğiniz kişiyi unutmak zorunda bırakabilir hatta sadece onu değil hayattaki tüm anılarınızı, tanıdığınız diğer kişileri, yaşanılan her güzel şeyi.. Umut ve İz birbirini unutmamak için her şeyi yapmaya çalıştılar. Çünkü birinden biri olmadı mı diğeri de olamazdı..
•
•
Kitap beni farklı duygular arasında gezdirdi durdu. Genelde merak ve hüzün hakimdi. Evet tahmin ettim neler olabileceğini, hatta kime ne olacağını ama yine de olayların nerde ve nasıl birleşeceğini merak ettim doğrusu. Ve tüm olaylar kitap sonunda öyle birleşti ki kitap resmen kendini tamamlayıp son sayfasını gönül rahatlığıyla kapattırdı.
•
•
Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Kalemini ve cümlelerini çok sevdim. İyi ki okumuşum Cansu’m sayesinde. Siz de okumalısınız, keyifli okumalar ️
1988 Ankara doğumlu olan Ezgi Durmuş, lisede aldığı yabancı dil eğitimini Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Haberyelkeni adlı online haber sitesinde köşe yazıları yazmaya başladı. Yazmaya olan ilgisini profesyonel iş hayatına taşıdı ve çeşitli reklam ajanslarına bağlı birçok markanın reklam metinlerini yazdı. Türkiye’nin en büyük online bilgi ağı olan Ekşi Teknoloji’de proje yöneticisi olarak görev aldı. 2016 yılında Tunç İlkman’ın Destek Yayınları etiketi ile piyasaya çıkan Aşık Ölüyorum adlı eserinin editörlüğünü üstlendi. Aynı yıl içinde Arka Kapak Dergisi’nde köşe yazıları yazmayı sürdürdü. 2014’ten bu yana kurucularından olduğu Priz Reklam Ajansı’nda marka yönetimi ve metin yazarlığı yapmaya devam etmektedir. Ezgi Durmuş yaklaşık 1 senedir kurucu ortağı olan Flora Yayınevi'nde çalışmalarını sürdürmektedir.