İntihar Ormanları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1398
Gösterim
Adı:
İntihar Ormanları
Baskı tarihi:
5 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058133150
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Flora Kitap
Düşüncesine dahi katlanamayıp başına gelirse öleceğini sandığı her şeye alışıyor insan. Dayanamam dediğin ne varsa ayağına yarım numara küçük bir ayakkabıyla uzun mesafe yürümek kadar canını acıtıyor en fazla. Ölümün en onursuz şekli belki de acıya alışmak. Acıya direnmekten bahsetmiyorum. Direnmek, acının varlığını kabullenmeyi gerektirir. Oysa alıştığın şeyin varlığını da kanıksarsın. Mücadele yoktur direnmekteki gibi. Boyun eğersin. Hatta bir zaman gelir, varlığını umursamazsın bile…
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Martı Jonathan'a yapılan göndermeleri ve kurgusu ile öne çıkan bir roman. Tatlı sempatik bir dili var yazarımızın. Ağır duyguların yer etmesi sebebiyle, keyifle okunamıyor maalesef, insanı kederlendirebilecek, oldukça hisli üslupta yazılmış.
160 syf.
·2 günde·7/10
"Sonunu bile bile kendini kaptırmak mı? Buyursunlar, uzmanlık alanım." dedim dün gece.

Uzun bir süre sonra ilk defa bir kitaba kafadan on puan ile başladım, sandığım gibi ilerlemedi fakat pişman da değilim.

Bitirmemi bekleyen, yarım kalmış bir sürü kitabım olmasına rağmen İntihar Ormanları sürekli gözüme takılıyordu. Ezgi Durmuş'u Masa Dergisi'ndeki yazılarından ve instagramdan takip ediyorum. Daha önce kitabını okumadım, bu ilkti fakat yazıları ucundan kıyısından bile olsa mutlaka bir şeylere dokunuyor benim için. Bu sebeple emindim İntihar Ormanları'ndan. Bu anlamda yanılmadım çünkü çok fazla satırın altını çizdim.

İçimizde kanayan bir şeyler var; toplum veya birey olarak. Yazar öyle güzel parmak basıyor ki "Ben mi yazdım bu cümleleri, bu fikirler bana ait aslında." demekten kendinizi alamıyorsunuz.

Bu çıkarımları bırakırsak kurgu, sonunu bize söyleyerek başladı aslında. Uzun uzun konusundan bahsetmeyeceğim. İz ve Umut'un hikâyesine tanıklık ettim; Umut'un bakış açısından. Söylediklerinin, kelimenin aklımıza gelen ilk anlamı kadar basit olmadığını en başında anlamıştım. Ortalarına geldiğimde küçük bir yanılgıya düştüm aslında. Birkaç sayfa sonra ise son bölümünde ters köşe olup bizi şok etmesi gereken şeyi anlamıştım. Bu yüzden cümleleri içime işlese de şaşırmadım.

Şöyle güzelce ağlarım, rahatlarım diye de başladım kitaba aslında ama özellikle bu gece epey meyilli olmama rağmen iki kez gözlerim doldu sadece. Halbuki ben bayağı kalbim kırılacak, içime işleyecek ve uzun süre ağlayacağım diye düşünmüştüm. Not düşmem gerekirse beni ağlatmak çok basittir, özellikle okurken. Sonunu tahmin ettiğim için sandığım kadar etkilenmemiş olabilirim.

Herkes benim gibi başında anladı mı durumu bilmiyorum ama -sanırım mesleğim gereği- kitabı okurken varolan kurguyu evirip çeviriyorum kafamda. Olabilecek tüm ihtimallere göz atıyorum. Çoğu zaman da ters köşeleri bulmak zor olmuyor benim için.

Ezgi Durmuş'un kalemini sevdim. Söylediğim gibi zaten yazılarını takip ediyordum. Geçtiğimiz günlerde Hür ismini verdiği bir kitabı daha çıktı. Bu kez roman değil deneme türünde bir kitap. Henüz okumadım ama daha çok sevecekmişim gibi bir his var içimde.

İntihar Ormanları'nı okumadıysanız sırf altını çizdiğim satırlar için bile mutlaka göz gezdirmenizi tavsiye ederim.
160 syf.
·5 günde·10/10
intihar ormanı diye bir yer var mı varsa nerede ve neden ormanın adı intihar olarak nitelendirilmiş, kitapla beraber bunu da öğreniyorsunuz ben gerçekten çok şaşırdım bir insan intihar etmek için neden böyle bir yer seçer ki? Seçermiş, çünkü intihar ormanı öyle bir yer ki rotadan çıkarsan eğer hiçbir şekilde yolunu bulamıyormuşsun, sesini duyurman imkansız hale geliyormuş, Bu rotadan bilerek çıkanlar da varmış.sonunda ne olcağını biliyorsunuz çünkü yazarımız bunu kitabın başında söylüyor o yüzden sonunda pek şaşırmam diye düşünüyorsunuz yani ben öyle düşündüm, siz düşünmeyin çünkü kitap öyle bir ters köşe yapıyor ki sonunda kitabı bir de gerçek sonunu bilerek yeniden okuma isteği uyandırıyor halde buluyorsunuz kendinizi.
160 syf.
·2 günde·10/10
Ezgi’nin okuduğum üçüncü kitabı. Kalemin gücü, kelimelerin, cümlelerin akıp gitmesi...
Üstelik erkek bir karakterin ağzından kaleme alınması...
Altını çizdiğim o kadar çok satır var ki...
Konuya değinemeyeceğim çünkü yazacağım tek bir kelime bile spoiler olabilir.
Ezgi Canıtınım olduğunu bil ️
Ezgi Durmuş
160 syf.
·7/10
Ezgi Durmuş-İntihar Ormanları


“Size hiç babanızın kaç parmağı olduğu soruldu mu? Sorulmamıştır elbet, neden sorulsun ? On parmağı vardır çünkü. Çünkü herkesin on parmağı vardır bir kazaya kurban gitmesiyse yahut bir engelle doğmadıysa. Babam da on parmakla doğmuş. Sonra biri tutmuş, biri götürmüş, öbürü de kesmiş. Kalmış dokuz. Azalmış. “


“Yaşama nedenini, varoluş amacını bulamamış insanları nerede görseniz tanırsınız. Önce hayallerinden, hemen ardından renklerinden vazgeçerler. Solarlar günden güne. “



Birini istemeden de olsa unutmaya mecbur olmak ya da zorunlu bırakılmak nasıl bir duygudur acaba diye düşünün. Ve bu kişi hayatta en çok sevdiğiniz kişi olsun. Onu unutmamak için neler yaparsınız ? Her yere ondan bir anı bırakabilir, onunla ilgili unutmamanız gereken şeyleri not alabilirsiniz mesela. Peki nasıl bir mecburiyet size en sevdiğiniz kişiyi unutmak zorunda bırakabilir hatta sadece onu değil hayattaki tüm anılarınızı, tanıdığınız diğer kişileri, yaşanılan her güzel şeyi.. Umut ve İz birbirini unutmamak için her şeyi yapmaya çalıştılar. Çünkü birinden biri olmadı mı diğeri de olamazdı..


Kitap beni farklı duygular arasında gezdirdi durdu. Genelde merak ve hüzün hakimdi. Evet tahmin ettim neler olabileceğini, hatta kime ne olacağını ama yine de olayların nerde ve nasıl birleşeceğini merak ettim doğrusu. Ve tüm olaylar kitap sonunda öyle birleşti ki kitap resmen kendini tamamlayıp son sayfasını gönül rahatlığıyla kapattırdı.


Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Kalemini ve cümlelerini çok sevdim. İyi ki okumuşum Cansu’m sayesinde. Siz de okumalısınız, keyifli okumalar ️
160 syf.
·Beğendi·10/10
"Aokigahara Ormanı, Japonya'nın meşhur Fuji Dağı'nın hemen yanı başında bulunan ve uzaktan bakıldığında yeşilin her tonuyla dikkat çeken bir doğal güzellik.Yerli ve yabancı turistler bu ormana Fuji Dağı'nı çeşitli açılardan görmek, dağın fotoğraflarını çekmek ve hazırlanan parkurlarda doğayla iç içe yürüyüş yapmak için geliyor. İnsanlar kendileri için belirlenen rotalardan şaşmamaları gerektiğinin bilincinde. Çünkü inanılmaz sık olan bitki örtüsü kaybolduğunuz an yönünüzü bulmanızı veya sesinizi duyurmanızı imkansızlaştırıyor. Fakat bir de bu rotalardan bilerek çıkan ve ormanın derinliklerine yürüyenler var. Onlara belirlenen parkurlardan çıkma cesaretini veren ise zaten oraya intihar etmek için gitmiş olmaları.
Japon tarihinde mistik bir yeri olan ve ölü ruhlarla özdeşleşen Aokigahara, Seicho Matsumoto'nun iki karakterinin bu ormanda intihar ettiği romanı Kuroi Kaiju'dan sonra bir intihar merkezi haline gelmiş. Aokigahara'nın girişine gelindiğinde rastlanan, son kez bu ormana gelmek için kullanılmış ve terk edilmiş arabalar zaten nasıl bir ortam olduğu hakkında ilk fikri veriyor.
Ormana girdiğinizde "ateş yakmayın, çöp atmayın" gibi klasik uyarılar yerine "lütfen intihar etmeyin, hayat size verilmiş bir hediye, ailenizi ve arkadaşlarınızı düşünün" gibi ifadeler yazılı. Ormanın derinliklerine doğru gidildiğinde önce ağaçlarda topluma ya da geride kalanlara sitem amaçlı, mesaj veren çivilenmiş objeler ve bırakılmış veda notları görülüyor. Sonra ise çoğunluğu kendini ağaçlara asarak bazıları ise ağaç diplerinde aşırı dozda ilaç alarak kendini öldürmüş insanların bedenleri. Ve bazılarının aldıkları kararı son bir kez düşünmek için bir kaç gün kaldığı bazen dolu bazen boş bulunan çadırlar görülüyor. Kimi bölgeleri gündüz saatlerinde bile ağaç sıklığından zifiri karanlık olan ormanda yetkililer her aramaya çıktıklarında en az bir cesetle karşılaşıyor.
Yıldan yıla artması ve özendirici bulunması nedeniyle Japonya bu ormandaki intiharların sayısını resmi olarak açıklamıyor fakat sayının yıl başına 50-100 arası olduğu tahmin ediliyor. Aokigahara Ormanı, Japonyalı sosyolog ve yazar Wataru Tsurumi'nin intihar edeceklere el kitabı niteliğindeki tartışmalı kitabında da intihar etmek için çok uygun bir yer diye anlatılıyor."
Peki ölmek için sadece bedenen intihar etmek yeterli mi? İşte bu kitap size bu soruyu sorduruyor. Ölmek için bedenin yok olması mi yoksa anıların zihinden mi yok olması gerekir?



Ezgi Durmuş'tan okuduğum üçüncü kitabı. Bu kitabı diğer iki kitabına göre okuyan kişiyi sarsacak kelimelerini seçemeyecek duruma getiriyor. Okurken yazar başlarda sonunu söylese bile kaleminin gücü ve olayın merakı ile okumaya devam ediyorsunuz. Okurken de sizi karşılayan cümlelerde kendi hayatınızdan izler bulmak yüzünüzde hafif tebessüm oluşturuyor.



Yazar ikili ilişkileri kişiler üzerindeki etkisini anlatmayı seviyor. Bu sefer de konuklarımız Umut ve İz. Onların yolculukları sizi sarsacak. Umut sekiz yaşındayken İz'i gördüğü ilk gün onun hayatında olacağını bilir. Hatta ilk hatırladığı olay ise onun ve annesinin evlerine gelmesidir. Anıları ve yaşadıkları ile bu zamana kadar gelirler.



"Unutmak, unutan kişi için ölmektir unutulan kişi için mi yoksa?"



Kitabı bir çırpıda okunan ancak etkisi uzun süre sizinle beraber kalacak kitaplardan. Okumanızı tavsiye ederim. Hayatı sorgulamanızı ve anıların önemini daha iyi anlamanızı sağlıyor. unutmayın ki düşünceleriniz sizi siz yapıyor.



Anıların İz'i ve hayatın Umut'u ile iç içe kalmanız dileği ile.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yine bir Ezgi Durmuş klasiği… Sonu ters köşe ile biten… Ancak kitabı sevdim: dilini, kurgusunu, önemli yazar/ şair/ düşünürlerden yapılan alıntılarını, altını çizdiğim birçok cümlesini… En çok da duygu yoğunluğunu sevdim. İnsanın içine işleyen ve kendinden pek çok şey bulabileceği bir duygu deryası var. Eğer Ezgi Durmuş'u sosyal medyadan, dergi veya kitaplardan takip edip seviyorsanız mutlaka okumalısınız. 
160 syf.
·15 günde·Beğendi·6/10
Yazarın tüm kitaplarını okumuş birisi olarak “ İntihar Ormanları” nı da çok sevdim. Zaten kısacık sizi yormayan ve eğer sağlam kafayla oturursanız bir günde bitebilecek bir kitap.
160 syf.
·4/10
İntihar Ormanları, Ezgi Durmuş'tan okuduğum ikinci kitap oldu. İlk okuduğum kitabı Hep Sonradan'ı çok sevdikten sonra bu kitabı beğenmemiş olmak beni de hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim.

Konusu hakkında bir şey yazamayacağım çok fazla çünkü ne desem spoi olacak gibi. Birkaç cümleyle bahsedeyim.
Umut ve İz sekiz yaşlarından beri birbirlerinin çocukluk aşkıdır. Kitabın başında ana karakterimiz Umut, bizlere bir cinayet işleyeceğini söylüyor ve biz adım adım sona yaklaşıyoruz.


Öncelikle kitabı beğenen bir sürü kişi olduğunu belirteyim. Yani yorumumu okuduktan sonra kafanızda bir fikir oluşmasın hemen, belki siz beğenirsiniz.

Öncelikle kitabın kurgusundan başlamak istiyorum. Başlı başına kurguyu beğenmediğimi ve mantıklı gelmediğini söyleyebilirim. Bana fazlaca abartılmış ve dramatize edilmiş gibi geldi. En azından bize sunuluş kısmı. Aslında kitabı okuduktan sonra yazarın aralara bir yerlere, bir şeyler serpiştirmiş olduğunu fark ediyorsunuz ancak bana yine de mantıklı gelmedi. Ya da şöyle diyeyim, okuyucuları şaşırtayım da tersköşe olsunlar, düşüncesiyle ortaya böyle bir kurgu çıkmış ama olmamış gibiydi.

Kitabın anlatım dili de bana göre aynı kurgu da bahsettiğim gibiydi. O kadar çok edebi, düşüncelerden, anılardan oluşan paragraf var ki, okurken sıkıldım. Tabii ki kitaplarda olabilir ama bu şöyleydi; karakterimiz bir şeyden bahsederken bi anıdan bahsetmek için geçmişe dönüyor ardından o geçmişi bir başlıyor anlatmaya, şimdiki zamana döndüğümde bir bakıyorum kitaptan kopmuşum.
Aynı zamanda yazarın üslubunu da beğenmedim bu kitapta. Oysa Hep Sonradan'da çok beğenmiş, biir sürü yerin altını çizmiştim. Bu kitapta da çizdim ama kitabın bana hissettirdiklerinden dolayı değil, sadece sözü beğendiğim için.
Kitabın dili o kadar edebi ama bir yandan samimiydi ki asla birbirine uymuyormuş gibi geldi. Her şey ama her şeyden bir benzetme, bir örnek derken okurken bunaldığımı hissettim. HER ŞEY AMA HER ŞEY DRAMATİZE EDİLMİŞ.
Sadece bi umut kelimesinden en az beş kez falan edebiyat yaptılar kitapta sjsjskdjsj Bilmiyorum komik ve absürt geldi bana.

Kitabı okumaya başladığınızda zaten ana karakterimiz Umut, bizlere cinayet işleyeceğini söylüyor (spoi değil). Sonra kimi öldüreceğini, sebebini falan öğreniyoruz ve O KADAR SAÇMA Kİ. Kitabın sonunda okuduklarım bile sebebin saçmalığını gidermiyor.

Karakterler de, ki özellikle İz, fazla Polyanna bir karakter gibi geldi bana. Umut ve İz'in ilişkisi de hiç gerçekçi gelmedi. Yerlere göklere sığdırılamadı ne yazık ki kitapta. Her şeyden birbirlerine dair bir şey çıkarıyorlar, her şey ilişkileri üzerine ve üzülerek, belki 72627. defa söylüyorum AŞIRI DRAMATİZE BİR İLİŞKİ. Yani her şeyden anlamlı bir şeyler çıkaraya çalışıyorlar.

Kitapta tek sevdiğim nokta Umut ve babasına dair olan kısımdı o kadar. Orada biraz duygulandım. Orası dışında mimik oynamadı yüzümde. Yani bir şeyler hissettiremedi ama kitap ya da belki ben kitaba adapte olamadım ama sevmedim yani. Hiçbir şey mantıklı gelmedi okurken her şey araya sıkıştırılmış gibiydi. Sonu da zaten olduya bittiye geldi. Bir şeyler eksik, dramatiklik fazlaydı belki de.

Öyle yani. Beğenmemiş olduğum için üzgün müyüm? Baya. Çünkü çoook mutlu hislerle ve kocamaaan umutlarla almıştım kitabı. Hep Sonradan'dan sonra (çok komik oldu böyle okuyunca.d) yazarın yeni bir kitabını okuyacağım için baya mutluydum çünkü. Ama Hep Sonradan'ı hepinize öneririm laf arasında söylemiş olayım.

Keyifli okumalar dilerim.
160 syf.
·Puan vermedi
"Ben Umut, otuz iki yaşındayım. Kırmızı lahanayı, eski kaşarı ve İz'i çok severim. En çok İz'i severim. Lüzumundan fazla beyazlığını, elinin tersiyle gözüne düşen perçemleri çekişini ve ona dair herşeyi... Sekiz yaşından beri... "

. .. Bulduğu cesaretle 'ben de' dercesine çizer cümlelerin altını. O yüzden altı çizilerek okunan bir kitap kolay kolay verilmez bir başkasına. Çünkü kimse yaralarını göstermek istemez. Biri altını çizdiği bir kitabı veriyorsa sana bil ki; ya yarasının sebebisin ya da yarasını göstermekten çekinmeyeceği biri...
160 syf.
·9/10
Bize bahşedilen en değerli organ beynimiz... düşünme yetimiz, hafızamız... Hastalıkları yenmemizdeki, hastalıklarla yaşamıza destek en büyük etkenler sevdiklerimiz ve bizi sevenlerin yanımızda olduğunu bilmek, hissetmektir.
Alzheimer ise öyle bir hastalık ki; en yakınımız bile bize yabancı olur gider, kendi düşüncelerimizin içinde hapsoluruz... .
.
Yazar öyle bir anlatmış ki Umut ve İz’in hikayesini, kendinizi onların yerine koymadan duramıyorsunuz. Bir Umut oluyorsunuz, bir de Umut’un İz’i... .
Velhasılıkelam biran önce okuyun derim İntihar Ormanlarını... .
.
9/10
160 syf.
·47 günde·Puan vermedi
Genç bir yazar olarak zaten saygı duyduğum Sayın Ezgi Durmuş'u yıllardır beğenerek takip ediyordum.Kitabını okuyunca yeri daha da harelendi bende,saygım civcivlendi.Kitabında ne kadar emek olduğu ortada,zira elimde kalemim,sanki ders çalışır gibi satır altı çizerek ilerledim hep.Çok beğendim.Kitaptaki bazı unsurlar bana Burak Göral'ın "Beni Unutma" filmini anımsattı.Nasıl ki o filmi izlerken hüzünlendiysem kitabın sonunda da sanırım ağladım,evet.Çünkü küçücük bir umuda tutunup,aşkın izinden gidenler kesin aynı hisse kapılırlar kitabın arka kapağını kapadıklarında,bahse girelim.
.
İntihar Ormanları ismi esin kaynağı olarak Japonyalara götürüyor bizi ve enteresan ama gerçek bir trajediye ortak ediyor.
.
Anarşist bir babanın oğlu olan Umut,daha 8 yaşındayken tanışıyor İz ile ve o günden sonra birbirleri için yaşıyorlar.Umut,sevdiğinı nasıl öldürdüğünü anlatacağı konusunda uyararak başlıyor anlatmaya ve ters köşe finalle bitiyor kurgu.Ve ayrıca hikayede değişik baba-oğul,karı-koca,abla-kardeş ilişkileri dikkat çekiyor."Unutmak" dendiğinde artık aklıma hep "umudun izini kaybetmek" ya da "izi silinen umut" kavramları gelecek.
️"Bizin eş anlamlısı çoğalmaksa şayet;karşıtı azalmak değil,yok olmaktır."
️"Şimdi aniden ölsem,otopsi raporumda binlerce cümle çıkar söyleyemeyip içime attığım.Susmak da bir çeşit intiharmış meğer...Uzun vadeli hem de.Söyleyemediklerimle kıymışım canıma ben de.Yavaş yavaş ölmüşüm."
Bir insan yüreğinin en karanlık köşesini size göstermekten ne zaman çekinmez biliyor musunuz? Aynı karanlığa sizin de düştüğünüzü gördüğünde...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İntihar Ormanları
Baskı tarihi:
5 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058133150
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Flora Kitap
Düşüncesine dahi katlanamayıp başına gelirse öleceğini sandığı her şeye alışıyor insan. Dayanamam dediğin ne varsa ayağına yarım numara küçük bir ayakkabıyla uzun mesafe yürümek kadar canını acıtıyor en fazla. Ölümün en onursuz şekli belki de acıya alışmak. Acıya direnmekten bahsetmiyorum. Direnmek, acının varlığını kabullenmeyi gerektirir. Oysa alıştığın şeyin varlığını da kanıksarsın. Mücadele yoktur direnmekteki gibi. Boyun eğersin. Hatta bir zaman gelir, varlığını umursamazsın bile…

Kitabı okuyanlar 151 okur

  • Zeynep
  • Gamze
  • İslamaraz
  • dilek akca
  • Elif Vural
  • Sevda Pehlivan
  • Seda Kasımoğlu
  • Zeynep
  • Şükran kayar
  • Cansu Kafadar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (22)
9
%10.6 (7)
8
%22.7 (15)
7
%13.6 (9)
6
%6.1 (4)
5
%9.1 (6)
4
%3 (2)
3
%0
2
%0
1
%1.5 (1)