Hep Sonradan

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.033
Gösterim
Adı:
Hep Sonradan
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053113171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını.
Ben güçlü olan taraftım.
Annem, saçlarını kaybedene kadar...
192 syf.
·3 günde·10/10
Kitabı bitirdikten sonra iyi ki diyip sarılabileceğiniz bir anneniz varsa; bırakın para, pul, şan, şöhret hepsi onların olsun. Siz en değerli hazineye sahipsiniz zaten..
192 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitabı elime aldığımdan okuyormuş gibi hissetmiyorum. Sanki Eylül ile tesadüfen karşılaşmış ve birden samimi oluvermişiz o da onu bugüne getiren hikayesini bir çırpıda anlatıyormuş gibi hissettim. Benzer olayları yaşadığımızdan mi ileri gelir bu samimiyet bilemiyorum. Kitabı her bırakışımda lafını unutma hemen geliyorum demek istedim. Son bölüme kadar bu his hiç gitmedi. Son bölümde anlatıcı değişiyor da. İyi okumalar.
192 syf.
·1 günde·8/10
Kitabı okuyacağınız gün mümkünse başka işleriniz olmasın. Çünkü elinizden bırakamıyorsunuz :) Kurgusu yorumlayacak olursak kendini ele vermiyor bir türlü. Kitabı hem bir an önce bitirmek istiyorsunuz hem de hiç bitmesin.
192 syf.
·Beğendi·10/10
"Kitap okumak erdemliktir." diyorlar. Yok, canım! Ne alâkası var kitap okumanın erdemlikle? Kitap
okumak bir bütündür, bana kalırsa. Ya da bütünleşmek... Peki kitapla mı bütünleşir insan, yoksa kendi
iç dünyasıyla mı? Kabul, biraz yüzde elliye oynayan bir soru oldu bu. Ama insan kendini dış dünyadan
hikâyelerle birleştiğini düşündüğü ân, farklı kapılar aralanıyor ve bambaşka evlere konuk oluyor. Hiç
bilmediği karaktere sahip çıkıp bazen yine o karakterle kendini bağdaştırıyor, yetmiyor kendini
karakterin ta kendisi yapıyor. Okurken kurguyu ve hayallerini de alıp bambaşka bir yolculuğa çıkıyor.
Çıkılan bu yolculukta herkes gibi ben de farklı diyarlarda bambaşka olaylar ile karşılaşıyorum. Bazen
öyle olaylar oluyor ki belki de 'hiç' dediğimiz kavram yerinde olmamış diye kızıyorum kendime. Bazı
yerler de öyle ağır geliyor, yetmezmiş gibi gözyaşlarımla okuyorum. İşte Ezgi Durmuş da okurken tam
da bu duyguları yerinde yaşadığımız bir yazar. Özellikle kitapla beraber ben de yara aldım bu
hikâyede. Tanıdığım yüzlerce yazar ve yüzlerce kitap varken kendime 'neden' diye sordum bu kitapta.
"Neden bu kadar gerçekçi bu kitap?"
Bir kitap gerçekçi ise size bir şeyler katmış ve istediğiniz mesajı vermiş demektir. "Bu kitaplar sana ne
katıyor?" Bu sorunun yanısıra okuduğum bazı kitaplardaki altını çizdiğim cümlelerin 'neden çizerim'
düşüncesi de karıştırır aklımı. Ama bu kitapta aklımı karıştıran şeyler olmadı, olaya direkt olarak ben
de karıştığım için. Bilakis, altını altını çizdiğim cümle de olmadı. Çünkü altı çizili cümleler
hayatımızın bazı yerlerinde lazım olur, çerçeveleyip kullanırız hatta. Ancak bu kitapta cümlelerin
etkisi altında kalıp yaşamına yön verdiğin durum değil, okurken gözyaşlarının ıslattığı o sayfaların
bütününün etkisinde kalıyorsun. Öyle ki gerçekten de sonradan oluyor her şey... Hep Sonradan. İlginçtir ki ilk başlarda kitabın adını benimseyememiş, neden hep sonradan diye düşünmüştüm bir
müddet.Meğer sözcükler insanın hem yarası hem de pansumanı olurmuş. Öyleymiş yani, Ezgi Durmuş
öyle demiş. Okuyanların kalbini sızlatmış ve bir kitapta iki hikâye yazmış bana göre. Birinin sonu
belli, birinin başı. İkisinde de aşk var. Birinde aşktan çok acı da var. Ağlatan, sızlatan acı. Kurgu mu
yoksa gerçek mi diye düşündüren bu kitapta güçlü olan tarafta olduğunuz mu, yoksa acının eşiğinde
kaybolduğunuzu mu, anladığınız zaman siz de kendi yolculuğunuza başlamış olacaksınız. Çünkü ben
ne yazarsam yazayım, duygularımı gerçek anlamı ile hiçbir zaman ifade edemeyeceğim. Hayat kadar
gerçek bir kitabı hayatın gerçek olduğunu anladığında yaşarsın ancak.
Bir de...
İlk cümlelerimdeki soruma da kendi cevabım şu olurdu: İnsan bir beklenti içinde kitapla bütünleşir. İç
dünyası ile umutları ona eşlik eder ve hayallerini süsler.
Çünkü "Kimseden beklentisi olmayanlar, içinde en çok umut barındıranlarmış meğer..."
191 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ah Eylül.. Adı gibi naif Eylül, adı gibi sonsuz ucu bucağı olmayan Deniz.. Öyle güzel öğütler var ki içinde. Sevdiklerinin değerini bilmek, onları kaybetmeden varlıklarına şükretmeyi öğretmek. İlk kitabı gibi bunu da son 30 sayfayı ağlatarak okuttu Ezgi Durmuş. Onun dik duruşu örnek alınası. Belki başka biri yazmış olsa ya bu kadar tesadüf olur mu deriz.
Doktor Murat,yayınevi,onun cinsel tercihi vs. Ama öyle güzel kurgulanmış ki. Öyle güzel akıp gidiyor ki kitap,sayfalar. Bir yanım bitsin istiyor bitsin ki gözyaşım dinsin gideyim bi kahve suyu koyayım. Bir tarafım bitmesin istiyor bitmesin ki okuyayım.. İlk kitabı da aylarca durmuştu kitaplığımda elime aldığımda hazır değilim demiştim sanki kitap okumanın hazırlıkla alakası varmış gibi doğru zamanı beklemiştim. Aynı şeyi Hep Sonradan’da yaptım. Bakıştık aylardır ve dün nihayet hazırım dedim ama ağlarken farkettim ki yine hazır değilmişim. Okuyun okutun.
192 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Kaya'nın Hep Sonradan isimli şarkısı gibi "Hep Sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan." sözleri gibi kitaptaki karakterlerin yaptıkları ruhunuza işliyor. Ahmet Kaya'nın şarkısı gibi.


Bazı kitapların şarkıları anımsattığını düşünürüm. Bu kitap ise ben de bu şarkıyı anımsattı. Karakterlerin seçtikleri hayatın sonucunda yaptıklarına katlanması işte bu duyguyu yani pişmanlığı anımsatıyor. Tıpkı Hep Sonradan şarkısı gibi.


Eylül bir yayınevinde çalışmaktadır. Hayatı yazar sevgilisi Deniz ve biricik annesi İnci ile geçerken annesinin hastalanması ile hayatı değişir. Kimsenin evinin önünden bile geçmesini istemediği kanser İnci Hanım'ın vücuduna yerleşmiştir. Kanserin ismini okuduğunuzda bile yüreğiniz acıdı değiil mi? İşte Eylül de acısını haykırmak istedi ancak içine atması gerekiyordu.


"Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını."


Eylül annesinin durumunu atlatmaya çalışırken sevgilisinin onu anlamaması kitabın ana taşı bana göre. Çünkü pişmanlık, çaresizlik ve kıskançlık duygusunu yazar bu olay ile anlatmak istemiş. Fakat bu duyguların sonunda kişinin kendi gücünü kaybedeceğini ve kendi gücünü görememesine neden olur.


Kitap sizi kanseri yenmeye çalışan anne ve kızın (babasız yaşamanın yarattığı etkiyi de hissediyorsunuz) yanına, toplum baskısı yüzünden seçimlerini ifade edemeyen Doktor Murat'ın yanına ve popüler kültür, yayınevi çıkarları ve bu durumun yazar ile okuyucuya etkisinin anlamamızı sağlamak için o sektörün içine doğru yolculuk yapmamızı sağlamış.


Bu yolculukta okuyacağınız kitaptaki duygu durumunu anlamak önemli bana göre. Neden böyle yaptı? ya da Neden konuşmadı? işte bu soruların cevaplarını anladıysanız bana göre kitabın ana fikrini de anlamış olursunuz.


Kitabın dili anlaşılır. Bu yüzden bir anda okuyabileceğiniz bir kitap. Fakat duygu yükü fazla olduğu için (sizi derinden etkileyecek kitaplardan biri) benim tavsiyem yavaş okumanız. O zaman anlatmak istediği pişmanlığı ve vedaların önemini anlamış olursunuz.

Eğer sizi sarsacak kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitabı önerebilirim.
192 syf.
·Beğendi·10/10
E.Durmuş'un ilk kitabında hissettiğim o dinginlikten, huzurdan sonra beklentim tabii ki az da olsa yükselmişti. Paylaşımları, yazarken duygulanması, kapak çekimleri... bunları gördükçe de merakım tavan yaptı diyebilirim. Bir yolunu bulup kitabı aldım çok zaman geçmeden, ama okuyup okumama konusunda kararsızdım. Çünkü ilk kitabıyla aynı seviyede bir kitap bile olsa karşılayamayacak beklentimi, heyecanımı... Neyse ki daha fazla nazlanmadan okumaya başladım ve yaklaşık 2-3 saat gibi bir sürede kitabı bitirmiş, ağlıyordum... Beni ağlatmayı başaran bir kitap, tüm cümlelerinin altını çizdiğim bir kitaptan değerliymiş, bunu öğrendim Hep Sonradan'la. İçerikten çok bahsetmek istemiyorum, yoksa çıkmak zor olacak benim için. İçinde özellikle anne sevgisi ve aşk olmak üzere birçok tema barındırıyor kitap. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Umarım sizi de etkileyen, bakış açınıza bir nebze de olsa farklılık katabilen bir kitap olur, keyifli okumalar.
192 syf.
·Puan vermedi
HEP SONRADAN – Ezgi DURMUŞ #okudumbitti
“Adını söylerken bile gözlerinin parladığını bir insan, nasıl olur da en büyük hayal kırıklığına dönüşebilir”
Sevgili Ezgi Durmuş’un okuduğum 2.kitabıydı. İntihar Ormanları’nın bende bıraktığı etkiden sonra, bu kitaptan da çok etkileneceğimi bilerek merakla okumaya başladım. Sanırım yorumumun bu kadar gecikmesinin sebebi de uzun bir süre size nasıl anlatacağımı düşünmemden.
Kitabı 2 saat içerisinde bitirdim. Ve gerçekten her sayfasını aşırı merakla ve altını çizerek okudum. Kahramanımız Eylül’ün hikayesi aslında bu kitap. Hatta tam olarak bir “ yaşam öyküsü” Mucizeleriyle, acısıyla, tatlısıyla.. Eylül’ün annesiyle başlayan yaşam mücadelesi , aşkıyla ve hayatıyla bambaşka dünyalara kapı açıyor. Onun dünyasına girdikçe kendi yaşamınıza şöyle bir bakıyorsunuz aslında. Zorlu bir yolda yürürken yanınızda olanları sorguluyorsunuz adeta. Eylül’ün tek başına yaşadığı hayat mücadelesi sizi çok etkileyecek ve kitabın sonunda çok şaşıracaksınız, eminim!.. Hala okumadıysanız en kısa sürede okumanızı tavsiye edyorum..
192 syf.
·Beğendi·8/10
Ezgi Durmuş'tan okuduğum ilk kitaptı. İyi ki okumuş ve yazarla tanışmışım. İlk kitabını da edinip okumayı istiyorum.
Öncelikle çok sürükleyici bir kitap yani bir günde bitireceğinize eminim. Zaten 190 sayfa. Ayrıca peçetelerinizi hazırlayın çünkü bu kitap sizi çok ağlatacak.
Benim beklentilerim çok yüksel değildi ama beklentilerimi karşılamakla kalmayıp üstüne çıktı.
Yazar bir sürü güzel konuya değinmişti. Yayınevlerinden çıkan kitaplara kadar!
Karakterlere gelirsek Eylül sevdiğim bir karakter oldu. Güçlü bir karakterdi her şeye rağmen. Oysa aslında dokunsan kırılacak.
Deniz'i de sevdim ama sinir olduğum noktalar oldu. Murat karakterini de sevdim hatta çok güldüm.
Murat karakteri kitaba girdiğinde "Eylül bir anda Deniz'e düşman olur, klişeler sıralanır..." diye beklemiştim ama hiç öyle olmadı. Ters köşe oldum baya baya.
Kitabın sonunda çok ağladım. Eylül ve annesi beni çok ağlattı. Cümleler, mektuplar, her şey kalbimin em derinine ulaştı.
(Uzun ve detaylı yorum instagram : @regularbooks )
Seviyordum gri rengi. İçinde biraz siyahın iddiasını biraz da beyazın masumiyetini taşıyordu. Kusurlu geliyordu bana. Kusurlu olanın gerçek olduğuna hemen inanıyordum.

27
Anne, uyan!
Daha tek başıma kalacak kadar büyümedim ben, karanlıktan korkuyorum seni alır diye benden. Hala doğruyla yanlışı ayırt edemiyorum anne; yanlışlarım doğrularımla beraber hayatımı da götürüyor ellerimden.
Ne tuhaf; hayatta olduğunun bir emaresiydi aldığın her nefes. Ama yaşamak başkaydı. Nefesini kesecek anlar biriktirmekti yaşamak.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hep Sonradan
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053113171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını.
Ben güçlü olan taraftım.
Annem, saçlarını kaybedene kadar...

Kitabı okuyanlar 199 okur

  • Berfin Yüksel
  • Kübra Aydın
  • Elif durmuş
  • K.
  • Zeliha Nur Kaba
  • FeyzaNur
  • birmechulokur
  • TabulaRasa
  • zuhal şeker
  • İslamaraz

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%93.5
Erkek
%6.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.2 (38)
9
%16.3 (14)
8
%19.8 (17)
7
%11.6 (10)
6
%4.7 (4)
5
%2.3 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.2 (1)