Adı:
Hep Sonradan
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053113171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını.
Ben güçlü olan taraftım.
Annem, saçlarını kaybedene kadar...
Kitabı bitirdikten sonra iyi ki diyip sarılabileceğiniz bir anneniz varsa; bırakın para, pul, şan, şöhret hepsi onların olsun. Siz en değerli hazineye sahipsiniz zaten..
Bir gece de okumuş olmama rağmen sanki yıllardır bu kitabı okuyormuş gibi hissettim kendimi ya da şöyle söyleyim kitabı okumadım yaşadım.Hissettirdigi duyguların yanında kelimeler kifayetsiz kalır.Ara ara dudaklarımı kemirsem ağlamayacağım diye dirensem de kitap sonunda beni enkaza çevirdi."Anneler önce sesinden kırılır sonra kalbinden sonra gözlerinden." ne de güzel söylemiş Ezgi Durmuş.Kitapta zaten belki Eylül'den birşeyler buluyorsunuz belki annesinden belki babasından. Belki de Deniz sizden bi parçadır ya da Murat kimbilir.... Kitap içinde kitap okudum desem doğru olacak sanırım. Bittiğinde ne hissettim bilmiyorum. Sanırım bunu da Ya da Biz Masal Olsak kitabından bir cümle ile özetlemem lazım."Derdimi anlatabilecek kadar susmayı öğrenmiştim ben."
Kitabı okuyacağınız gün mümkünse başka işleriniz olmasın. Çünkü elinizden bırakamıyorsunuz :) Kurgusu yorumlayacak olursak kendini ele vermiyor bir türlü. Kitabı hem bir an önce bitirmek istiyorsunuz hem de hiç bitmesin.
"Kitap okumak erdemliktir." diyorlar. Yok, canım! Ne alâkası var kitap okumanın erdemlikle? Kitap
okumak bir bütündür, bana kalırsa. Ya da bütünleşmek... Peki kitapla mı bütünleşir insan, yoksa kendi
iç dünyasıyla mı? Kabul, biraz yüzde elliye oynayan bir soru oldu bu. Ama insan kendini dış dünyadan
hikâyelerle birleştiğini düşündüğü ân, farklı kapılar aralanıyor ve bambaşka evlere konuk oluyor. Hiç
bilmediği karaktere sahip çıkıp bazen yine o karakterle kendini bağdaştırıyor, yetmiyor kendini
karakterin ta kendisi yapıyor. Okurken kurguyu ve hayallerini de alıp bambaşka bir yolculuğa çıkıyor.
Çıkılan bu yolculukta herkes gibi ben de farklı diyarlarda bambaşka olaylar ile karşılaşıyorum. Bazen
öyle olaylar oluyor ki belki de 'hiç' dediğimiz kavram yerinde olmamış diye kızıyorum kendime. Bazı
yerler de öyle ağır geliyor, yetmezmiş gibi gözyaşlarımla okuyorum. İşte Ezgi Durmuş da okurken tam
da bu duyguları yerinde yaşadığımız bir yazar. Özellikle kitapla beraber ben de yara aldım bu
hikâyede. Tanıdığım yüzlerce yazar ve yüzlerce kitap varken kendime 'neden' diye sordum bu kitapta.
"Neden bu kadar gerçekçi bu kitap?"
Bir kitap gerçekçi ise size bir şeyler katmış ve istediğiniz mesajı vermiş demektir. "Bu kitaplar sana ne
katıyor?" Bu sorunun yanısıra okuduğum bazı kitaplardaki altını çizdiğim cümlelerin 'neden çizerim'
düşüncesi de karıştırır aklımı. Ama bu kitapta aklımı karıştıran şeyler olmadı, olaya direkt olarak ben
de karıştığım için. Bilakis, altını altını çizdiğim cümle de olmadı. Çünkü altı çizili cümleler
hayatımızın bazı yerlerinde lazım olur, çerçeveleyip kullanırız hatta. Ancak bu kitapta cümlelerin
etkisi altında kalıp yaşamına yön verdiğin durum değil, okurken gözyaşlarının ıslattığı o sayfaların
bütününün etkisinde kalıyorsun. Öyle ki gerçekten de sonradan oluyor her şey... Hep Sonradan. İlginçtir ki ilk başlarda kitabın adını benimseyememiş, neden hep sonradan diye düşünmüştüm bir
müddet.Meğer sözcükler insanın hem yarası hem de pansumanı olurmuş. Öyleymiş yani, Ezgi Durmuş
öyle demiş. Okuyanların kalbini sızlatmış ve bir kitapta iki hikâye yazmış bana göre. Birinin sonu
belli, birinin başı. İkisinde de aşk var. Birinde aşktan çok acı da var. Ağlatan, sızlatan acı. Kurgu mu
yoksa gerçek mi diye düşündüren bu kitapta güçlü olan tarafta olduğunuz mu, yoksa acının eşiğinde
kaybolduğunuzu mu, anladığınız zaman siz de kendi yolculuğunuza başlamış olacaksınız. Çünkü ben
ne yazarsam yazayım, duygularımı gerçek anlamı ile hiçbir zaman ifade edemeyeceğim. Hayat kadar
gerçek bir kitabı hayatın gerçek olduğunu anladığında yaşarsın ancak.
Bir de...
İlk cümlelerimdeki soruma da kendi cevabım şu olurdu: İnsan bir beklenti içinde kitapla bütünleşir. İç
dünyası ile umutları ona eşlik eder ve hayallerini süsler.
Çünkü "Kimseden beklentisi olmayanlar, içinde en çok umut barındıranlarmış meğer..."
Ah Eylül.. Adı gibi naif Eylül, adı gibi sonsuz ucu bucağı olmayan Deniz.. Öyle güzel öğütler var ki içinde. Sevdiklerinin değerini bilmek, onları kaybetmeden varlıklarına şükretmeyi öğretmek. İlk kitabı gibi bunu da son 30 sayfayı ağlatarak okuttu Ezgi Durmuş. Onun dik duruşu örnek alınası. Belki başka biri yazmış olsa ya bu kadar tesadüf olur mu deriz.
Doktor Murat,yayınevi,onun cinsel tercihi vs. Ama öyle güzel kurgulanmış ki. Öyle güzel akıp gidiyor ki kitap,sayfalar. Bir yanım bitsin istiyor bitsin ki gözyaşım dinsin gideyim bi kahve suyu koyayım. Bir tarafım bitmesin istiyor bitmesin ki okuyayım.. İlk kitabı da aylarca durmuştu kitaplığımda elime aldığımda hazır değilim demiştim sanki kitap okumanın hazırlıkla alakası varmış gibi doğru zamanı beklemiştim. Aynı şeyi Hep Sonradan’da yaptım. Bakıştık aylardır ve dün nihayet hazırım dedim ama ağlarken farkettim ki yine hazır değilmişim. Okuyun okutun.
Ahmet Kaya'nın Hep Sonradan isimli şarkısı gibi "Hep Sonradan gelir aklım başıma hep sonradan sonradan." sözleri gibi kitaptaki karakterlerin yaptıkları ruhunuza işliyor. Ahmet Kaya'nın şarkısı gibi.


Bazı kitapların şarkıları anımsattığını düşünürüm. Bu kitap ise ben de bu şarkıyı anımsattı. Karakterlerin seçtikleri hayatın sonucunda yaptıklarına katlanması işte bu duyguyu yani pişmanlığı anımsatıyor. Tıpkı Hep Sonradan şarkısı gibi.


Eylül bir yayınevinde çalışmaktadır. Hayatı yazar sevgilisi Deniz ve biricik annesi İnci ile geçerken annesinin hastalanması ile hayatı değişir. Kimsenin evinin önünden bile geçmesini istemediği kanser İnci Hanım'ın vücuduna yerleşmiştir. Kanserin ismini okuduğunuzda bile yüreğiniz acıdı değiil mi? İşte Eylül de acısını haykırmak istedi ancak içine atması gerekiyordu.


"Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını."


Eylül annesinin durumunu atlatmaya çalışırken sevgilisinin onu anlamaması kitabın ana taşı bana göre. Çünkü pişmanlık, çaresizlik ve kıskançlık duygusunu yazar bu olay ile anlatmak istemiş. Fakat bu duyguların sonunda kişinin kendi gücünü kaybedeceğini ve kendi gücünü görememesine neden olur.


Kitap sizi kanseri yenmeye çalışan anne ve kızın (babasız yaşamanın yarattığı etkiyi de hissediyorsunuz) yanına, toplum baskısı yüzünden seçimlerini ifade edemeyen Doktor Murat'ın yanına ve popüler kültür, yayınevi çıkarları ve bu durumun yazar ile okuyucuya etkisinin anlamamızı sağlamak için o sektörün içine doğru yolculuk yapmamızı sağlamış.


Bu yolculukta okuyacağınız kitaptaki duygu durumunu anlamak önemli bana göre. Neden böyle yaptı? ya da Neden konuşmadı? işte bu soruların cevaplarını anladıysanız bana göre kitabın ana fikrini de anlamış olursunuz.


Kitabın dili anlaşılır. Bu yüzden bir anda okuyabileceğiniz bir kitap. Fakat duygu yükü fazla olduğu için (sizi derinden etkileyecek kitaplardan biri) benim tavsiyem yavaş okumanız. O zaman anlatmak istediği pişmanlığı ve vedaların önemini anlamış olursunuz.

Eğer sizi sarsacak kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitabı önerebilirim.
E.Durmuş'un ilk kitabında hissettiğim o dinginlikten, huzurdan sonra beklentim tabii ki az da olsa yükselmişti. Paylaşımları, yazarken duygulanması, kapak çekimleri... bunları gördükçe de merakım tavan yaptı diyebilirim. Bir yolunu bulup kitabı aldım çok zaman geçmeden, ama okuyup okumama konusunda kararsızdım. Çünkü ilk kitabıyla aynı seviyede bir kitap bile olsa karşılayamayacak beklentimi, heyecanımı... Neyse ki daha fazla nazlanmadan okumaya başladım ve yaklaşık 2-3 saat gibi bir sürede kitabı bitirmiş, ağlıyordum... Beni ağlatmayı başaran bir kitap, tüm cümlelerinin altını çizdiğim bir kitaptan değerliymiş, bunu öğrendim Hep Sonradan'la. İçerikten çok bahsetmek istemiyorum, yoksa çıkmak zor olacak benim için. İçinde özellikle anne sevgisi ve aşk olmak üzere birçok tema barındırıyor kitap. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Umarım sizi de etkileyen, bakış açınıza bir nebze de olsa farklılık katabilen bir kitap olur, keyifli okumalar.
Kitabı okurken mümkünse yalnız olun. Şayet anlatılanlar basit şeyler değil. Her ihtimale karşı peçeteniz yanınızda olsun çünkü ağlanmayacak gibi değil durumlar. Çok ama çok fazla beğendim. Keşke herkes bu kitabı alıp okusa, keşke. Ve kitap bittiğinde iyi ki deyip sarılabilecek bir anneniz varsa çok şanslısınız bunu asla unutmayın. Keşke anneler ölümsüz olsa, kitap boyunca anlatılanlar, Eylül’ün yaşadıkları, Deniz’in yaptıkları, Doktor Murat’ı çok farklı bir kişilik olduğunu sanarken aslında bambaşka bir ruha sahip olması, bir annenin değeri, yaşamınızdaki varlığı...çok ama çok güzel anlatılmıştı. Mutlaka alıp okuyun, mutlaka. Zira bu kitap okunmayacak gibi değil.
Bazı kitapların ilginç bir çekim gücü vardır. Öyle ki hiç aklınızda olmamasına karşın bir şekilde kitabın çekim gücüne kapılırsınız. Bu kimi zaman isminden, kimi zaman kapağından, kimi zaman yazarından olsa da çoğu kez arka kapağındaki satırların büyüsünden kaynaklanır. Zamanın birinde bir yazarın yüreğinde evrilip kaleminden özgür kalan satırlar, zamanın birinde bir okurun yüreğine dokunur. Bu öyle bir dokunuştur ki bazen tek bir satır, tek bir sözcük bile bu büyülü çekime kapılmanıza velhasıl kendinizi bir anda kitabın sayfalarında bulmanıza neden olabilir.
Ezgi Durmuş'un kaleminden Hep Sonradan eseri de pek popüler kültür okuru olmamama karşın beni büyülü bir çekimle kendisine çeken kitaplardan biri oldu. "Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgara baktığını. Ben güçlü olan taraftım. Annem, saçlarını kaybedene kadar..." diyor Ezgi Durmuş, nasıl da vuruyor insanın yüreğinin en hassas noktasına öyle değil mi?

Hep Sonradan, insanın en hassas duygularına dokunan eserlerden biri.Anne ve kanser kelimeleri aynı cümle içinde bile insanın yüreğini sızlatırken Ezgi Durmuş, kaleme aldığı eser ile okurunu Eylül ve annesi İnci Hanım'ın dünyasına davet ediyor. Bir anne günbegün kızının gözleri önünde yiterken, bir evlat nasıl güçlü durabilir ya da güçlü durabilir mi? Eylül her şeye rağmen dik durmaya çalışıyor çünkü bölüştüğü acının yükünü sırtlamak zorunda; babasızlığın yükünü, ayrılığın yükünü, aşkın yükünü de tek başına sırtlamak zorunda. Oysa dokunsan nasıl da kırılıverecek, nasıl da adı gibi sonbahara çalacak o bahar dalları bir bilseniz...
Ezgi Durmuş Hep Sonradan'ın satırlarında sadece kanseri, aşkı, acıyı, ayrılığı, annesizliği ya da babasızlığı değil, aynı zamanda ön yargıları, insanların cinsel tercihlerinden ötürü toplum baskısına maruz kalmasını ve sektörün içerisinde olmanın verdiği deneyimle günümüz yayınevlerinin kitap basımı konusuna, okurların ise popüler kültür kitaplara olan yaklaşımlarına dair güzel ve yerinde mesajları da ele almayı ihmal etmemiş. Altı çizilesi satırların, paragrafların yer aldığı, yalın diline karşın kimi zaman derin duyguları barındıran satırlarıyla Hep Sonradan, okurunu yer yer hüzünlendiren, yer yer gülümseten buruk bir sonbahar ezgisi misali yüreğe akıp giden bir eser diyebilirim. Öte yandan kitaba dair artı yönler kadar kendi adıma naçizane birkaç eksi yönü de eklemeden geçemeyeceğim. Peki bu güzel kitabı okurken nelere takıldım?
Öncelikle kitabın bölümlerinin geri sayım şeklinde ilerlemesi ele aldığı konuyu göz önüne aldığımızda çok özel, çok güzel bir ayrıntıydı ancak, 0 bölümü olan son bölüm beni benden aldı. Hani bazen bir hayale dalarsınız da bir anda reel gerçeklikler yüzünüze tokat gibi çarpar ya, benim için de kitabın sonu tam anlamıyla böyleydi. Kitabın büyüsü öylesine güzeldi ki bir anda 0 bölümüyle yazar tarafından sarsılıp kendime getirildiğimi hissettim. Keşke sonu tadında ve o en derin noktada kalsaydı çok daha güzel olurdu diye düşünüyorum. Kitabı okurken takıldığım bir diğer nokta ise günlük dilin içerisinde kullanılan "anasını sataym" vb. ifadelere yer yer denk geldiğimde gözüme batması oldu. Böyle ifadelerin, yer aldığı kitabın edebi kalitesini zedelediğine inanan biri olarak denk geldikçe ister istemez yüzümü buruşturmaktan kendimi alamadım. Neyse ki zarif yazarımız bu ifadeleri yer yer kullanmış ve kitabın genel büyüsünü zedelemesine izin vermemiş.
Ezgi Durmuş'un kalemini seven okurlara bu güzel eseri tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun
Ağlaya ağlaya bitirdiğim kitap içinde kitap...Sonu gerçekten sürprizdi. Diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. Ilk fırsatta edineceğim. Tavsiye ederim.
Ilk kitabı olan Ya Da Biz Masal Olsak; ruhumun yansıması gibi olmuştu. Kitabı hemen okumuş acıma ortak olan bir hikaye diye esiri olmuştum. İkinci kitabı merakla bekleyip, acabaa diye endişelenerek, elime alıp her defasın da ya aynı tadı vermez ya beğenmezsem diye başladım. Ahh paylaştığı konu ve ara ara verdiği mesajlarla ne güzel yaraları kanatıyor Ezgi Durmuş. Naif ve güzel Eylül ile adı gibi uçsuz bucaksız ve bazen hoyrat Deniz'in öyküsünü bir de siz okuyun. Bakalım siz kendinize dokunan hangi kelimenin altını çizerken bulacaksınız kendinizi.
Ezgi Durmuş'tan okuduğum ilk kitaptı. İyi ki okumuş ve yazarla tanışmışım. İlk kitabını da edinip okumayı istiyorum.
Öncelikle çok sürükleyici bir kitap yani bir günde bitireceğinize eminim. Zaten 190 sayfa. Ayrıca peçetelerinizi hazırlayın çünkü bu kitap sizi çok ağlatacak.
Benim beklentilerim çok yüksel değildi ama beklentilerimi karşılamakla kalmayıp üstüne çıktı.
Yazar bir sürü güzel konuya değinmişti. Yayınevlerinden çıkan kitaplara kadar!
Karakterlere gelirsek Eylül sevdiğim bir karakter oldu. Güçlü bir karakterdi her şeye rağmen. Oysa aslında dokunsan kırılacak.
Deniz'i de sevdim ama sinir olduğum noktalar oldu. Murat karakterini de sevdim hatta çok güldüm.
Murat karakteri kitaba girdiğinde "Eylül bir anda Deniz'e düşman olur, klişeler sıralanır..." diye beklemiştim ama hiç öyle olmadı. Ters köşe oldum baya baya.
Kitabın sonunda çok ağladım. Eylül ve annesi beni çok ağlattı. Cümleler, mektuplar, her şey kalbimin em derinine ulaştı.
(Uzun ve detaylı yorum instagram : @regularbooks )
Ne tuhaf; hayatta olduğunun bir emaresiydi aldığın her nefes. Ama yaşamak başkaydı. Nefesini kesecek anlar biriktirmekti yaşamak.
-Çünkü ona ulaşamadığımda aslında ne kadar yalnız bir insan olduğumu idrak ediyordum. Zor durumlarda yanımda olmasını isteyeceğim başka kimsem yoktu.
"İnsanları yakından tanıdıkça yalnızlığın ne kadar cazip bir seçenek olduğunu daha iyi anlıyor insan."
Ezgi Durmuş
Sayfa 110 - Ekim 2017, Destek Yayınları
Şüphe, güve gibidir; küçücük olmasına kanar, önemsemez insan. Ne zaman ki en sevdiği tişörtünü delik deşik görür, o zaman anlar o küçücük şeyin ne büyük hasarlar verebileceğini.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hep Sonradan
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053113171
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Destek Yayınları
Ortak bir acıya sahip iki kişi varsa, acı eşit bölünmez; biri diğerinden daha güçlü olmak ve acının büyük payını üstlenmek zorundadır. Dilediği gibi ağlayamaz, korkamaz, öfkelenemez... Hayatındaki herkes onu güçlü sanır da kimse bilmez, savrulmasının ufacık bir rüzgâra baktığını.
Ben güçlü olan taraftım.
Annem, saçlarını kaybedene kadar...

Kitabı okuyanlar 69 okur

  • Eylül Keskiner
  • Nisa Kılıç
  • Ceren Gök
  • Şeyma
  • Savcı Yukay
  • Tugce Kamis
  • Gözde Sarı
  • BEYZA ATAMAN YEŞİLÖREN
  • Merve Incirci
  • Ayşe...

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%93.5
Erkek
%6.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (21)
9
%14.3 (6)
8
%16.7 (7)
7
%11.9 (5)
6
%0
5
%4.8 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.4 (1)