Mihail Bulgakov... Hikayesi sebebiyle kendisine ayrı bir sempatim olan, doktor olarak başladığı meslek hayatında hastalara zarar verme ihtimali, endişesi yüzünden daha sonra yazarlığa yönelmiş, kafası farklı çalışan ve politik kalemi nedeniyle (Köpek Kalbi kitabı çok fenadır) ülkesinde kitapları uzun süre yasaklanmış yazar.
Üç kitabını okudum ve hepsini de beğendim lakin bu kitap çok başka bir mevzu. Bu normal bir klasik , hele ki Rus klasiği hiç değil. Toplumsal eleştiriyi fantastik bir kurgu üzerinden yapmayı seven yazarımız bu eserinde de yine Şeytan(lar), yürüyen ve konuşan siyah bir kedi, büyüler, sihirler, deliren insanlar ve daha nice paranormal hikayelere yer vermiş.
Öncelikle kitabın fevkalade güzel başladığını, gizemiyle sizi içine çektiğini söyleyebilirim. Kışın kitap okumakta zorlanıp erkenden uykusu gelen ben, bu kitabın ilk yarısını gece saatlerine kadar, cin gibi gözlerle okudum. Zaten yazarın dilini seviyorum, bir de içeriği ve olay örgüsü sağlam olunca aktı gitti.
Bulgakov'un kitabını toparlayamadan ölmüş olması da etkilidir muhakkak, kitabın ikinci yarısı aynı heyecanı yaşatmadı. Evet yine aktı, yine sıkılmadan okuttu ama bir tık karışık ilerledi süreç. Çünkü bazı metaforları anlamlandırmak için çaba sarf etmem gerekti ve bir miktar dağıldı hikaye.
(Öyle ki 1930larda yazılan kitabın toparlanması 1966ları bulmuş.)
Velhasıl kelam ben kitabı çok beğendim ama aklımda şu soru hep olacak. Ya Bulgakov bu kitaba son noktayı koyduktan sonra "işte benim eserim!" diyecek kadar yaşayabilseydi?