Siz acıdan da anlamıyorsunuz ki.
Benle konuşurken fark ediyonuz mu bilmiyom ama ben gidiyom minik bi çocuk geliyo siz onla konuşıyonuz o minik ya pişmaken yada çokk güvendiği biri varken ve bazide fazla sevinincee geliyoo onu üzmeyin ve ona bağırmayın olur muuu bağırınca bi tık fazla korkuyodaa ondann
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bugün günlerden ben... Süslü cümleler kurup, iyi dilekler dileyerek kendimi kandırmayacağım. Çünkü ben hiç öyle biri değilim. Hayatın akışında kalıp gerçeğe olduğu yerden bakmaya çalışan biriyim. Bugünü yaşayıp yarını düşünmeyen, geleceğe büyük umutlar beslemeden ve hayaller kurmadan önüme bakıp yürüyen biriyim. Sartre’ın "An’ı yaşa!" dediği o düşüncenin içindeyim. Ya da Hakan Günday'ın dediği gibi; "Sadece şimdi var. İnsan ne söylerse, ne yaparsa ondan ibaret. Ve bunun bilincine varmak her şeyi değiştiriyor. Özellikle de anı... Çünkü şimdiyi özgür kılmanın tek yolu onu geçmiş ve gelecekten bağımsız yaşamaktan geçiyor." Geleceğe dair süslü ihtimallerle kendimi avutmadan yaşamak, bir karamsarlık değildir aslında. Siz buna “melankoli” diyeceksiniz ya da “karamsarlık”. Ben bunun adına, “insanın kendi içine daha fazla yakınlaşıp hayatın en çarpıcı, en yalın ve en sahteliklerden uzak hâli” diyeceğim. Çünkü insan her şeyi olduğu gibi kabul edip, hiçbir şeyi olduğundan güzel göstermeden de yaşayabilir. Ben buyum! Bir yaş daha aldım takvimlerden ve aklımda her zaman var olacak o düşünce, yine benimle hep içimde: Kierkegaard'ın "Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir." sorusu; ara ara içimde yankılanıp duran, cevabını henüz kendime veremediğim o ağır soru. Bir gün Tanrı bana varlığını hissettirip fısıldar mı peki? bilmiyorum... Bir yaş daha aldım takvimlerden, dünün aynısı olan; bugünün yarınlarını yaşayarak, bazen aynı yere yeniden dönerek, bazen de hiç ilerlememiş gibi görünürken içimde sessizce değişerek… Attığım her adımda içimde beslediğim sevgi, saygı ve merhamet beni olduğum yoldan hiç çıkarmadı. Savrulan günlerin içinden geçerken kalbimde çürümeye bırakmadığım bir yer hep kaldı ve orası hâlâ insan kalabilmek için direndiğim; kimseye benzemeden, kimseye özenmeden,
Siz karar verin kim haklı :)
Düşünsenize İmam Azamlar, İmam Şafiiler, İmam Gazaliler, Yunus Emreler, Mevlanalar ve daha nicesi haksız, kamerası YouTube ve İnstagram hesabı olan beyimiz haklı. Kameranın karşısına geçiyor 1400 yıldır Müslümanların yaşayageldiği bütün her şeyi inkar ediyorlar. Adına da gerçek islam diyorlar. “Namaz öyle değil”, “Oruç öyle tutulmaz”, “Böyle bir hadis yok” gibi söylemlerle insanların aklını bulandırıp duruyorlar. Lan olum nasıl bir din yaşayalım istiyorsun. Adam inkar ediyor ama inkarını kanıtlayıcı bir argüman sunmuyor. Milet de altına “işte gerçek din” diyor. Hayır kardeşim “işte sana göre din” 😃
Kalbimin Sessiz Duası 78..
“Belki de sen, bir şeyi kendin için hayır zannederken o senin için şerdir. Ve belki de bir şeyi kendin için şer zannederken o senin için hayırdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara, 216 Allah’ım… Bugün Sana biraz kabullenemediğim şeylerle geldim. Olmasını çok istediğim ama olmayanlarla… Gitmemesi için dua ettiğim halde gidenlerle… Uğruna emek verdiğim ama elimde tutamadıklarımla geldim. Çünkü bazen insan kaybettiği şeyin neden gittiğini anlayamıyor Rabbim. Bir kapı kapanınca üzülüyor. Bir hayal yarım kalınca kırılıyor. Bir insan uzaklaşınca eksiliyor. Ve o an sadece gördüğü acıya bakıyor. Ama Sen bütün hikâyeyi görüyorsun. Ben sadece bir sayfasını… Allah’ım… Kaç kez ardından ağladığım şeylerin aslında bana zarar vereceğini sonradan öğrendim. Kaç kez “Keşke olsaydı.” dediğim şeyler olmayınca korunduğumu fark ettim. Kaç kez kayıp sandığım şeylerin beni daha güzel yerlere götürdüğünü gördüm.
Duygular
Bir Kızılderili atasözü der ki; " Bedeniniz size sormadan yaşlanır. Fakat, ruhunuz siz izin vermedikçe asla yaşlanmaz."