Bugün günlerden ben...
Süslü cümleler kurup, iyi dilekler dileyerek kendimi kandırmayacağım. Çünkü ben hiç öyle biri değilim. Hayatın akışında kalıp gerçeğe olduğu yerden bakmaya çalışan biriyim. Bugünü yaşayıp yarını düşünmeyen, geleceğe büyük umutlar beslemeden ve hayaller kurmadan önüme bakıp yürüyen biriyim. Sartre’ın "An’ı yaşa!" dediği o düşüncenin içindeyim. Ya da Hakan Günday'ın dediği gibi; "Sadece şimdi var. İnsan ne söylerse, ne yaparsa ondan ibaret. Ve bunun bilincine varmak her şeyi değiştiriyor. Özellikle de anı... Çünkü şimdiyi özgür kılmanın tek yolu onu geçmiş ve gelecekten bağımsız yaşamaktan geçiyor."
Geleceğe dair süslü ihtimallerle kendimi avutmadan yaşamak, bir karamsarlık değildir aslında. Siz buna “melankoli” diyeceksiniz ya da “karamsarlık”. Ben bunun adına, “insanın kendi içine daha fazla yakınlaşıp hayatın en çarpıcı, en yalın ve en sahteliklerden uzak hâli” diyeceğim. Çünkü insan her şeyi olduğu gibi kabul edip, hiçbir şeyi olduğundan güzel göstermeden de yaşayabilir. Ben buyum!
Bir yaş daha aldım takvimlerden ve aklımda her zaman var olacak o düşünce, yine benimle hep içimde: Kierkegaard'ın "Tanrı benimle ne kastetmiş olabilir." sorusu; ara ara içimde yankılanıp duran, cevabını henüz kendime veremediğim o ağır soru.
Bir gün Tanrı bana varlığını hissettirip fısıldar mı peki? bilmiyorum...
Bir yaş daha aldım takvimlerden, dünün aynısı olan; bugünün yarınlarını yaşayarak, bazen aynı yere yeniden dönerek, bazen de hiç ilerlememiş gibi görünürken içimde sessizce değişerek… Attığım her adımda içimde beslediğim sevgi, saygı ve merhamet beni olduğum yoldan hiç çıkarmadı. Savrulan günlerin içinden geçerken kalbimde çürümeye bırakmadığım bir yer hep kaldı ve orası hâlâ insan kalabilmek için direndiğim; kimseye benzemeden, kimseye özenmeden,