Ben kibrit çöplerini insanların yaşamlarına benzetirim... Kibrit kutusu insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma. Bazı kibrit çöpleri vardır bir amaç için yanarlar, kimi bir sigara yakar, kimi bir ocak, kimi boş yere yanıp tükenir, hiçbir işe yaramadan. Kimi ise bir ormanı bir evi büyük bir alanı yakar kül eder kendisiyle birlikte.
Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi gözükse de birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır. Bazıları yanmayacak kadar incedir. Yakarken kırılır zannedersiniz, ama bilirsiniz ki en iyi onlar yanar.
Bazıları da epeyce kalın. Zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak ama yakınca bir bakarsınız 'fııss' diye bir ses çıkarır kendisini bile yakamaz, alev bile almadan kararır gider.
Kimileri eğri büğrüdür ama yinede bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları eksiksiz yerine getirirler. Her zaman en üstteki kibrit çöpleri en önce yanar.
Bir büyüğümüzün çok sevdiğim bir lafı vardır: 'Bir ağaçtan binlerce kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bir ormanı yakar'.
Yanıp bitme hayatın bitmesi gibidir, ucundan başlar yavaş yavaş dibine doğru sonunda da kapkara bir şey kalır İşte insan yaşamı da bu kibrit çöplerine benzer
Kimi insanlar vardır kötü işler yaparlar, orman yakma misali, kimi insanlar vardır kendinden beklenileni asla yerine getiremezler, kalın kibrit çöpleri gibi kendi kendilerini yok eder giderler. Kimi insanlar vardır bir lambanın fitilini yakarlar kendileri yok olup gitse de ışığı kalır
Bazı kibrit çöpleri de aykırı insanları ifade eder, tüm kibrit çöpleri aynı yöne bakarken onlar tam tersine bakar kutuda. Kutu açıldığında ilk onlar göze çarpar ve herkesten önce yanarlar AYKIRILIK BAŞA BELADIR
Bazı kibrit çöpleri birbirine yapışmıştır Dikkat ederseniz onlarda kafadar insanlar gibidirler Kanka misali biri yanınca diğeri
Bu yeryüzü panayırında hiçbir şey yapmadan durmak; sizleri seyretmek uğruna, sürekli para ve değerli şeylerimi veriyorum. Panayırın ötesi uçurumlarla dolu - birkaç kez kenarına gittim; ama gördüm ki o da eğlencenin bir parçasıymış. Kayıtsızlığımın bir nedeni de, yaşamda kendimi perdede seyrediyor gibi hissetmem. Müdahele edemiyorum (tamam, tamam "karışmak" da diyebilirim; ama, siz de müdahale etmeyin...) hiçbir şeye - yalnızca bakıyorum. Bu filme hiç ara verilmiyor; oysa susadım, sıkıldım. Ama çıkan da bir daha giremiyor, ve yanımdaki yöremdeki koltuklar ölülerle dolu; dayanamıyorum. Oyunumu beğeniyorum; ama bu oyun asla bana göre değil.
Benim küçücük ve savunmasız kuşum, siz daha olgunlaşmadınız, siz nasıl kendi kendinizi geçindireceksiniz; ölümden ve kötülüklerden nasıl kendinizi koruyacaksınız, nasıl savunacaksınız?
– Çocuklar bu anlatılanların hiçbirine inanmayın; siz gençsiniz, önünüzde uzun bir hayat var, her şeyi kendi kafanızda yargılayın. İnsanın kendi aklı başkasının iki aklına bedeldir.
...
– Siz ikiniz de okumuş çocuklarsınız; okuyun ama hiçbir şeye inanmayın.
Evliliğinin ilk yıllarında maruz kaldığı hakaret ve eziyetler sebebiyle eşinin ailesine kırgın olan ve yirmi yılı aşkın bir süredir görüşüp konuşmayan, bu küslüğü ölüme kadar sürdürmeye, hesabı ukbaya taşımaya kararlı olan bir hanımefendi bir kandil günü ağlayarak yanıma gelmiş ve demişti ki: "Hocam dün gece ne yaptım biliyor musun? Kayınvalidemi telefonla aradım. Bu Kadir gecesi hürmetine, yaklaşan bayram hürmetine ben bu küslüğü bitiriyorum. Geçmişi tamamen siliyorum. Size olan hakkımı helal ediyorum. Siz de beni affedin ve hakkınızı helal edin, dedim." Yirmi yıl sonra ilk kez gelininin sesini ve "anne" deyişini duyan kadıncağız önce inanamamış sonra hıçkırıklara boğulmuş ve "Sen de beni affet yavrum" diyerek helallik istemiş. "Hocam affetmek ne şifalı bir ilaçmış. İnanır mısın dün geceden beri ayaklarım adeta yerden kesildi. Kendimi bedenden azat olmuş, bir ruh gibi hür ve hafif hissediyorum. Meğer yıllardır içimde kin değil dağlardan ağır bir yük taşımışım." diyerek yaşadığı iç huzurunu anlatırken gözlerindeki parıltı görülmeye değerdi.