Hepimiz kendimizi beğeniriz ve bu kendini beğenmişlik, diğer insanların da bizimkine benzer ruhları olduğunu unutmak içindir. Benim kendimi beğenmişliğim birkaç sayfadan, paragraftan, kuşkulardan oluşur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kiralık odamın çatlak duvarları değil, çalıştığım ofisteki eski masalar da değil, defalarca geçtiğim, yine geçtiğim ve yenilenemezler izlenimi yaratan şehirdeki aynı sokaklardaki fakirlik de değil -bunlardan hiçbiri günlük yaşamın iğrençliğinin sıklıkla midemi bulandırmasından sorumlu değil. Bunun nedeni, sürekli etrafımda olan insanlar, beni tam bilmeden konuşarak ve günlük ilişkilerle anlayan ruhlar-bunlar, boğazımda fiziksel iğrenmenin salya düğümünü yaratanlar. Onların iğrenç yaşam monotonluğunun dışsal biçimde benimle paralel olması ve onların arkadaşı olduğumu açıkça düşünmeleri -bunlar bana mahkûm kıyafeti giydiriyor, beni bir hücreye koyuyor ve adeta bir sahtekâra ya da dilenciye çeviriyor.
Başka biriyle ilişkiye girme düşüncesi bile tek başına sinirimi bozuyor. Bir arkadaşın basit bir yemek ziyareti, bende tarifi zor bir sıkıntı yaratıyor. Herhangi bir sosyal zorunluluk fikri-bir cenazeye katılmak, birisiyle iş konusunda konuşmak, istasyonda tanıdığım veya tanımadığım birisini beklemek- gün boyu düşüncelerimi karıştırıyor ve bazen bir gece öncesinden sıkılmaya başlıyorum ve iyi uyuyamıyorum. Olay gerçekleşince, kötü düşlerimin önemsiz olduğu ortaya çıkıyor, endişelerim gerçekleşmiyor ama gelecek sefer de aynısı oluyor; öğrenmeyi hiçbir zaman öğrenemiyorum.