Kurtlarla Koşan Kadınlar, kadını iyileştirmeye çalışan bir kitap değil.
Çünkü kadın hasta değil; unutulmuştur.
Clarissa Pinkola Estés’in anlattığı kurt, romantik bir sembol değildir.
O; sezgi, sınır, yalnız kalabilme ve onay aramadan var olma gücüdür.
Bu kitap “nasıl daha iyi olursun”u değil,
neden kendinden uzaklaştığını sorar.
Okuması rahat değildir.
Çünkü sustuğun yerleri, bastırdığın sezgileri ve törpülediğin öfkeyi yüzüne vurur.
Ama tam da bu yüzden dönüştürücüdür.
Bu kitap seni daha yumuşak yapmaz.
Daha uyumlu hiç yapmaz.
Sadece daha gerçek yapar.
Bazı kitaplar yol göstermez.
Seni hatırlatır.
“AHLÂKIN MASKESİ”
Kötü niyet bağırmaz.
Fısıldar.
Ve en çok “iyiymiş gibi” yapmayı sever.
Nietzsche der ki: “İnsan canavarlarla savaşırken, kendisi de canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir.”
Ama kimse şunu söylemez:
Bazı insanlar zaten savaşa gerek duymadan canavardır.
Kötü niyet;
dürüstlüğün maskesini takar,
ahlâkı araç yapar,
vicdanı dekor olarak kullanır.
Hannah Arendt’in dediği gibi, kötülük çoğu zaman banaldir.
Çünkü kötülük, zeki olmaktan çok rahattır.
Düşünmez. Sorgulamaz. Sadece işine bakar.
Schopenhauer insanın özünde bencil olduğunu söyler.
Ama asıl tehlike bencillik değil —
bilinçli kötülükle gelen soğukkanlılıktır.
Kötü niyet, sana zarar verirken titremez.
Çünkü seni insan olarak değil,
bir “engel” olarak görür.
Ve en ironik olan:
Kötü niyet hep kendini haklı sanır.
Çünkü vicdanı susturmanın en kolay yolu,