Dediğim gibi, bu bir iceleme sayılmaz. Son birkaç yıldır sık sık fark ediyorum ki, okuduğum pek çok kitabı unutuyorum. Şakasız unutuyorum. Öyle birkaç detayını falan değil direkt her şeyini. Bu da acayip canımı sıkıyor. O yüzden bu alıntı olmayan ama açıp baktığımda hmm tamam hatırladım dememe neden olacak birkaç minik bot eklemeye karar verdim. Malum zaman az okunacak kitap çok.
Kitabı o kadar uzunca bi zamanda okudum ki. Ve okurken sık sık kitabı sevmediğimi düşündüğümü hatırlıyorum ÇÜNKÜ tahammül seviyemin çokça azaldığı şu günlerde; tutarlı olmaya çalışan insanların sıkıcı, hiç gerçekten yaşamamış adeta bir “ot” olduğu vurgusu beni biraz bunaltıyor.
Patron ve Zorba. Saçma bi benzetme gibi olabilir ama Patronla Oblomov karakteri edebi açıdan aslında aynı prensiple ortaya çıkmış gibi (sadece öyle hissettim edebiyat mezunu değilim). Sanki Patron aradan bi 10 sene geçse orta segment bi Oblomov olurmuş gibime geliyor.
Aslında okunuşu kolay bi kitaptı. Hafif lirik, coşkulu bi dili vardı ki bunu severim. Ama ne yaşan söyleyeyim öyle çokta söylenmemiş şeyleri olan inanılmaz bir kitap değildi. Denedim. Farklı açılardan düşündüm ama yok yani 7 puanı da 6,5 tan verdim zaten.
Ama şunu da belirtmem lazım; Zorba’da belki de en imrendiğim yetenek(skill yazdım ama araya ingilizce bir şey eklemek aşırı göze batıyordu dkckxkx); denizi, ağaçları, şarabı ve yıldızları her gördüğünde sanki ilk kez görüyormuş gibi aşık olması her defasında yeniden incelemesi ve sorgulamasıydı.
Öyle işte. Okuması keyifliydi (konu kadınlarla alakalı bölümler olmadığı sürece. Dönemin sosyolojik yapısını biliyorum bu yüzden çokta farklı bir dil beklemiyordum ama bu okurken rahatsız hissetmemi engellemedi). Hayatın bir yerinde Zorba’yla da tanışmadım demem artık.