Teleekranlar gece gündüz istatistiklerle insanların kulaklarını tırmalıyordu, günümüzde insanların daha iyi beslendiğini, daha çok kıyafeti olduğunu, daha iyi evlerde oturduğunu, daha iyi eylendiğini; elli yıl önceki insanlara nazaran daha uzun yaşadıklarını, daha kısa süre çalıştıklarını, daha iri yarı, sağlıklı, güçlü, mutlu, zeki, eğitimli olduklarını söyleyip duruyordu. Bunların tek bir kelimesini bile kanıtlamak ya da çürütmek mümkün değildi.
Devasa makineler ve korkunç silahlardan oluşan bir çelik ve beton dünyası – mutlak bir uyum içinde uygun adım yürüyen, hepsi aynı şeyleri düşünen ve aynı sloganları haykıran, hiç durmadan çalışan, savaşan, zafer kazanan, zulmeden savaşçılardan, fanatiklerden oluşan bir millet. Gerçekteyse çürüyen bakımsız şehirler, daima lahana ve kenef kokan on dokuzuncu yüzyıldan kalma yamalı binalar, delik ayakkabılarını sürüyerek dolaşan aç insanlar vardı.