Bir şey dikkatimi çekiyor son zamanlarda:
Çok kitap okuyan ama hiç inceleme yazmayan profiller…
Elbette herkes yazmak zorunda değil. Kimse kimseye okuduğunu anlatmakla yükümlü değil. Okumak zaten başlı başına kişisel bir deneyim. Ama yine de içimde bir soru beliriyor: O kadar kitabın ardından tek bir cümle bile kalmıyor mu içinizde?
Çünkü bana göre bir kitabı bitirmek, sadece son sayfayı kapatmak değil. Asıl mesele, o kitabın bizde ne bıraktığı. Bir karaktere kızdık mı? Bir cümlede durup düşündük mü? Altını çizdiğimiz bir yer oldu mu? Bazen sadece “Şu sahne beni çok etkiledi.” demek bile yeterli.
1000Kitap’ı güzel yapan şey sadece kaç kitap okuduğumuz değil, o kitapların bizde bıraktıkları izler. Liste yapmak güzel, hedef koymak güzel ama bir kitabın bizde açtığı kapıyı paylaşmak bence başka bir bağ kuruyor. Belki de okuma deneyimini tamamlayan şey biraz da bu.
Mükemmel bir inceleme yazmak zorunda değiliz. Edebiyat eleştirmeni olmak gerekmiyor. Uzun uzun analizler yapmak da şart değil. Bazen iki satırlık samimi bir duygu, sayfalarca teknik yorumdan daha gerçek oluyor.
Belki de mesele yazmak değil; görünür olmak.
Belki de mesele “Ben bu kitabı okudum.” demekten çok, “Bu kitap bana şunu hissettirdi.” diyebilmek.
Bu bir eleştiri değil aslında, daha çok bir merak. Çünkü her okurun içinde bir cümle saklı olduğuna inanıyorum. Ve o cümleyi okumak, en az kitabın kendisi kadar kıymetli geliyor bana.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Okumak mı yeterli, yoksa paylaşmak mı tamamlıyor o deneyimi? 🌙