Jack London'ın unutulmaz eseri Vahşetin Çağrısı bir köpeğin macera hikayesi gibi görünebilir ama çok daha fazlasını içeriyor. Her şey 1890'lardaki o meşhur altına hücum çılgınlığıyla başlıyor; kızak köpeklerine olan inanılmaz talep, Buck'ın yaşadığı evin açgözlü bahçıvanı tarafından gizlice satılmasına neden oluyor. Bu ana kadar Buck çok konforlu bir yaşam sürüyor. Kaliforniya'nın medeni ve güneşli, sıcak topraklarından bir anda Kanada'nın buz gibi, vahşi topraklarına savrulup; açlıkla, dayakla, ağır işçilikle ve diğer köpeklerin amansız rekabetiyle tanışıyor. Buck hayatta kalmak için ilkel dürtülerini uyandırmak zorundadır. Farklı sahiplerin elinden geçtikten sonra, ona sevgiyle yaklaşan tek insan olan John Thornton ile bağ kurar. Ancak içindeki vahşi yaşamın çağrısı her geçen gün daha da güçlenmektedir.
Yazar, Buck'ın dönüşümü üzerinden, medeniyetin ve insanların birbirleriyle hayatta kalma mücadelesi verecek olurlarsa bütün kanunların geçersiz kaldığını gösterir. Buck bir hayvandır; London ona insani duygular yükler ama bir köpek olduğunu asla unutturmaz. Darwin'in "en güçlü olanın değil, çevreye en iyi uyum sağlayanın hayatta kalacağı" teorisini hem hayvanlar hem de insanlar üzerinden birçok kez test eder. Akıcı anlatımı ve atmosferi ile her yaştan okuyucunun okuyabileceği bir eser.