Sıla

Sıla
@slaekinci
8/10
·88 syf.··
2020 9. kitabı
Kitabımız bir akıl hastanesinde geçiyor. Önce hastaları tanıtarak başlıyor yazarımız. Birkaç bölümlük bu tanıtımdan sonra, hastalık nedenlerini de içinde barındıran bölümler ile akıl hastanesinin doktoru Andrey etrafında dönüyor konu. Andrey, başlarda büyük bir hevesle işine sarılsa da zamanla hayatının sıkıcılığından kaçıp kendini kütüphanesindeki kitapları okumaya kapatır. Bir gün koğuşta dolanırken İvan Dmitriyeviç'in konuşmalarını duyar. Dmitriyeviç ile konuşmaya başladıktan sonra sohbetinden büyük bir keyif alır. Andrey'e göre İvan "Hem akıllı uslu laflar ediyor hem de asıl önem verilmesi gereken konulara ilgi duyuyor"du. Hâl böyle olunca doktor sık sık İvan'ın odasına çıkarak onunla konuşmaya başlar. Çevresi tarafından bu durum garipsenirken bir de doktorun düşünce ve konuşmalarındaki değişimi görenler çareyi doktoru sürgün etmekte bulurlar. Önce küçük bir tatil bahanesiyle bölgeden gönderilen Andrey geri döndüğünde hiçbir şey umduğu gibi eskiye dönmeyecektir. ekincininkitapligi.blogspot.com/2021/01/altnc-k...
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Can Yayınları · 202087,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·280 syf.··
2020 7. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mart 2020 22:20
Kitabımız Dorian Gray ile ağırlıklı olmakla beraber Basil ve Lord Henry karakterleri üzerinde duruyor. Yazara göre karakterler şu şekilde; "Basil, ben olduğumu sandığım kişi. Henry, dünyanın ben sandığı kişi. Dorian Gray, benim olmak istediğim kişi." Basil Dorian Gray'e büyük bir tutkuyla bağlanan, hayattaki tek gayesi sanattan ibaret olan bir ressam. Dorian ile karşılaştığı ilk anda ruhuna vurularak onu resmetmeye başlar. Eserine kendi duygularını o kadar iyi yansıtır ki, Dorian için duyduğu sevgi ve tutku eserine adeta gerçekmiş gibi yansır. Hal böyle olunca da hem tabloyu hem de Dorian'ı herkesten saklar. Bir gün Basil ile Lord Henry'nin sohbetleri sırasında Dorian gelir. Henry ilk andan itibaren Dorian'ın saflığından etkilenir ve onun içinde bastırdığı duyguları dışarı çıkarmak için çabalar. Henry'nin akıl oyunlarından ve ikna edici konuşmalarından etkilenen Dorian kendini sorgulamaya başlar. Basil'in yaptığı tabloya baktıkça kendine olan hayranlığı büyür, hatta dış görünüşünden o kadar etkilenmeye başlar ki yaşlanmamak için ruhunu Şeytana satar! Ve böylece Dorian'ın kötülüğü yüzüne değil portresine yansımaya başlar. Kitabımız Dorian'ın tutkularını açığa çıkararak kendini bulması etrafında dönüyor. Özellikle yazarın işlediği 'dışı iyi olanın içi de iyidir' algısı beni çok etkiledi. Dorian'ın dış güzelliği öyle göz alıcı ki, çevresindeki insanlar onun kötülük yapacağını asla düşünmüyor. Dorian'ın yaptıklarından asla pişman olmaması beni şaşırtmıştı, kitabın sonunda bile pişman olup olmadığından emin değilim. Beni en çok etkileyen bir diğer unsur Lord Henry'nin konuşmalarıydı. O kadar akıllıca ve kurnazlıkla zihninize sızıyor ki, söylediği yanlış olsa bile siz doğruluğuna inanıyorsunuz. Okuyucuda bile bu etkiyi yakalaması yazarın en büyük başarılarından biri
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Can Yayınları · 201899,3bin okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2020 11. kitabı
Benim gibi Ahmet Ümit okumayı bir türlü başaramayıp sürekli yarım bırakıyorsanız, kesinlikle önerebileceğim bir kitap. Olayın merakından ziyade, Gezi Parkı direnişinden bahsetmesi ve olayların bildiğim yerde işlenişi benim için sürükleyici oldu. Yazarla tanışmanın ilk adımı için ideal olduğunu düşünüyorum. Herkes birkaç sokak ötesinde işlenen cinayetten bi' haber, büyük bir coşkuyla yeni yılı kutluyor, delicesine eğleniyordu. Ama "polisin kâbusu, yılbaşı geceleridir." Başkomiser Nevzat ve ekibi eğlenen kalabalığın sesinin ulaştığı bir ara sokakta, Tarlabaşı'nda bir erkek cesedinin başında dikilmişti. Böyle başlıyor kitabımız. İşin içinde kadın pazarlayan, kumarhaneci, tetikçi gibi bir sürü şüphelimiz var. Hepsi farklı karakterde olan ama ortak yaşanmışlıklarıyla bir araya gelen şüpheliler. Başkomiser Nevzat, kitabımızın anlatıcısı, başlıyor o geceden anlatmaya. Karakterler sıradan, abartılmadan sunuluyor bize. Sert görünen karakterlerin içindeki acıyı, "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" lakabının nedenini, ki bu kısım fazlaca hüzünlendirmişti beni, teşkilat içi yapılandırmanın da çıkarlar üzerine kurulabildiği gibi bir çok çıkarım yapabiliyorsunuz. Ama kitabı baştan sona cinayetin aksiyonla çözülmesini bekleyerek okursanız çok şey kaybedersiniz. Gezi Parkı direnişinden 6-7Nisan olaylarına, insanları evlerinden edip adına Kentsel Dönüşüm projesi denmesinden sokak çocuklarına birçok ince ayrıntı var. Tabii işin içine çözülmeyi bekleyen bir cinayet ve merak da girince, elden düşmeyen bir kitap olup çıkıyor.
Beyoğlu’nun En Güzel AbisiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201943,5bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2020 10. kitabı
Ne şairler sevdim; zaten yoktular. Şairler, kendi kimliklerini saklamak için başka bir ismin altına sığınıp yazılarını yayımlıyorlardı. • Örneğin Halide Edip Adıvar, dönemin hemcinslerine karşın, romanlarını kendi ismiyle, Halide Salih kimliğiyle yayımlıyordu. • Bir diğer örnek, Reşat Nuri Gültekin'in Zaman Gazetesi'nde yazdığı yazılarını 'Saksağan' olarak sunması. • Ya da Nazım Hikmet'in Akşam gazetesinde Orhan Selim adını kullanması. (1936) Hatta bir şiirinde bunu Benim sıska benim cılız benim zavallı çocuğun Orhan Selim olarak yazmıştır. •Oktay Rıfat, Mehmet Ali Sel'in çöpe atacak şiirleri kullanmak için oluşturulan bir kimlik olduğunu yazmıştı. (Orhan Veli Kanık) • Kemal Tahir, Mayk Hammer romanlarını, F.M. İkinci adını kullanarak çevirmişti. • Sabahattin Ali, savaş döneminde çok çocuk yapın diyenlere karşı çok çocuk değil, sokaklarda dilenen, savaşın yerinden yurdundan etti çocuklar için yeni bir hayat dileyecekti Size verdiğim örnekler gibi daha nicesi var kitapta. Zülfü Livaneli, tarihimizin önemli şairlerinin ve yazanlarının eski dönemlerde arkalarını sığındığı kimliklerini sunmuş bizlere. Aslında tanıdığımızı sandığınız bu insanların kendini gizledikleri kimliklerini okumak, onların başka bir yönünü tanımak gibiydi. Beni en çok etkileyen, Orhan Veli Kanık'ın "Benden bir mısra mırıldanacak şarkı halinde Bu dünyadan Mehmet Ali isminde bir şairin Gelip geçtiğini bilmeksizin" dizeleri etkiledi. Bu üç cümle aslında çok şey anlatıyor. Yazarların altına sığındıkları kimlikleri ve bizlerin ya da o dönemdeki kişilerin daha tanınmadan onların yazdıklarını farklı bir kişilik olarak okumaları. Güzel ve ilginç bir kitaptı. Livaneli, yine farklı bir pencere açmış dünyaya.
GölgelerZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 20185,2bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2020 6. kitabı
Aslında size bu kitabı bir cümle ile anlatabilirim: Türkiye'de kadın olmak. Okuyucuların bazıları kitabın dilini Canan Tan'a göre zayıf bulmuş ama Canan Tan'ın okuduğum ilk kitabı olduğu için bu yönden bir şeyler yazamam. Kitap ne kadar kısa olsa da bir o kadar derin. Kitabın içeriğinde cezaevindeki kadınlar ve suçları derlenmiş. Hangi birini sığdırabilirim ki bu satırlara, yüreğime bile ağır gelmişken. Çocuğa tecavüz eden kocasını öldüreni mi, aile baskısıyla evlendirilip kocasından dayak yiyen kadınları ve çocukları mı, hangi birini yazabilirim sizlere? Kısa ve öz bir kitap olmuş. Canan Tan'ın aralarda gündeme gönderme yapması da çok hoşuma gitti gerçekten. Altını çizdiğim fazlaca cümle var. Kitabın gerçekliğini tüm benliğinizle hissediyorsunuz. Tek diyebileceğim okuyun. Okuyun ki hala farkına varamamışsanız bazı şeylerin, artık varın.
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,264 okunma