"Büyük konuşmasın hiç kimse! Böyle bir olay benim başıma gelmez demesi. Asla diye başlayan cümleler kurmasın."
Canan TanKelepçe kitabında; Demir Parmaklıklar arkasından sesleniyor bizlere. Her biri ayrı bir hikaye olan Yeter, Mimoza, Gonca, Beyza, Sultan, Zeynep, Merve...Ve diğerleri
Bir avuç Kader Mahkumu kadınlarımız!
Hiçbiri kendisinin bu noktaya geleceğini düşünemedi. Tek suçları kadın olmaktı.
Oysa ki her kadın bir enstrümandı fakat nota bilen topluma, erkeklere denk gelemediler.
Her birinin ayrı bir hikayesi var iç Burkan hüzünlü olsada çoğu kendilerine yapılan haksızlıklara dur diyebilecek kadar cesaretli, hayat bu buçak kemiğe dayandı mı neler yaptırmaz ki insanoğluna.
Canan Tan kader mahkumları ile yaptığı söyleşiler ile Kaleme aldığı Hayat hikayelerinde insan yaşamında hiçbir şeyin imkansız olmadığını ve hayatta gerçekleşmesi mümkün olamayacağına inanılan şeylerin ansızın ortaya çıkabileceğini, Her kadının hikayesinde cümleleriyle
hissettirirken kadın olmanın zorluklarını Satırlar arasında anlatıyor. Kadınların çaresizliklerinden İşlemek zorunda kaldıkları suçları ile kadınlarımız yüreğimizde kocaman bir hüzün bırakıyor.
Keyifli okumalar.
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,255 okunma
Kader mahkûmu kadınların hikâyelerinin konu edildiği bir kitap.
Her birinin tek tek içeride bulunma nedenleri bazı bölümlerde kendi ağızlarından anlatılırken bazı bölümlerde de kitapta ki hikâyesini en çok merak ettiğimiz kişinin anlatımıyla sunuluyor.Bu kişinin de zaten kendi hayat hikâyesini okuduğumuz satırlarda hüzün hâkim.
Yer yer öfkelendiğim, üzüldüğüm,inanmak dahi istemediğim yaşanmışlıkları gerçek olmasın, sadece kitapla sınırlı kalsın istediğim anlar oldu.
Maalesef hayat yazarın bu eserinde tüm çıplaklığı ile seni, beni, hepimizi sarsıyor.
Bebeğini öldüren Yeter'den, uyuşturucu kuryeliği yapan Gonca'ya , kızına tecavüz etmeye yeltenen kocasını gözünü dahi kırpmadan öldüren Sultan ve Sultan gibi kadın mahkumlarının hikâyeleri bazen tanıdık bazen yabancı, bizler için belki meçhul ama onlar için bilinen yaşanmışlıkların en acı gerçeceği..
Anlatılan gerçeklerin içinde çocukluğu bu dört duvar arasına sığdırılan satırlara gizlenen kader mahkumu anaların bahtsız kuzuları, tıpkı Mine gibi ve daha nicesi, en çokta siz dağladınız yüreğimi...
Ve;
kitaptan bir pasaj paylaşarak incelememi noktalamak istiyorum;
" Büyük konuşmasın hiç kimse !
' Böyle bir olay benim başıma gelmez! demesin. ' Asla ' diye başlayan cümleler kurmasın. Hiç ummadığınız bir anda, kapkara bir çukurun dibinde bulabilirsiniz kendinizi. Tıpkı benim gibi..."
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,255 okunma
Canan Tan'la yollarim henüz çocukken kesişti. Yüreğim Seni Çok Sevdi, En Son Yürekler Ölür, Eroinle Dans, Pembe ile Yusuf, Kelepçe kitapları 16 yaşındaki Özge için bulunulmaz bir nimetti. Kelepçe kitabıyla yolumun kesişmesi ise ablamın dolabında tesadüfen denk gelmemle ve geçmişin beni içine çeken o tanıdık, bilindik buruk hissiyle mümkün oldu. Kitabın ilk sayfasını açar açmaz Canan Tan'ın el yazısıyla olan imzasına denk geldim. Sıcacık oldu içim, 2016 yılında imza gününe gitmiştik ablamla ne kadar heyecanlıydım, hayallerimin yazarıyla ilk defa kanlı canlı temasa geçecek olmanın mutluluğuyla, heyecanıyla içim içime sığmıyordu, o imzayı da görmemle kitapla belki de daha ziyade yazariyla aramda birdenbire zaten var olan o bağ kendini en yalın haliyle gösterdi ve bu incecik romanı okumak istedim. 3 gün gibi bir sürede bitirdim fakat kitap çok daha kısa sürede de okunulabilir hem ince bir roman hem de dili yalın, anlaşılır. Akıl gidiyor. Canan Tan, engin gözlemleri ve yaşam heybesinde biriktirdiği deneyimlerle, yolunun kesiştiği hayatlar neticesinde böyle bir kitabı kaleme alabilmiş. Kitabın sonundaki teşekkür kısmında bunu apaçık bir şekilde görebiliyoruz. Benim çerçevemden baktığımdaysa, cezaevi gibi bir yeri dizilerde filmlerde görmekten ziyade bir de okuduğum satırlarla birlikte zihnimde tahayyül edebilmek zorlayıcı, buruk ama her şeye rağmen umut vaat eden bir deneyimdi çünkü Canan Tan da aslında böyle zorlayıcı koşullarda bile en başta Yeter karakteriyle, hayata kafa tutan, dimdik bir kadın karakter oluşturmuş. Çokça yara alan ama yaraların kendisinde bıraktığı tortuları belki henüz aşamasa da başka yaralara yer açabilecek kadar olgunlaşan, farklı farklı kadınların biricik hayatlarına birkaç sayfayla dahi olsa bakabilmek, o kadının bakışından bir hayat gerçekliğini,
Ne kadar da çabuk suçluyoruz insanları dinlemeden yargılayabiliyoruz.İşte Canan Tan son kıtabında bundan bahsetmiş.KADER MAHKUMU OLMUŞ KADINLAR...Kesinlıkle okumanızı tavsıye edıyorum cok guzel ve akıcı bır romandı.OKUMALISINIZ...
Kitap Türkiye deki hapishanede kadınların gerçekten işledikleri cinayetlere değinmiştir. Yazar kitapta gerçekten güzel bir konuya değinmiştir. Kadınların herzaman ezildiği ve şiddet gördüğü günümüzde bir kadının nasıl bu hale getirilip nasıl cinayet işletilir bunu anlatmaktadır. Kitap farklı farklı kadınların işlediği cinayetleri anlatma ancak bu kadınların işlediği suçun ne kadar doğru ve mantıklı olduğunu görürüz. Kitabı okudukça bu hale getirilen kadınlara üzülürüz. Gayet güzel bir kitap iyi okumalar.
Yeter, Mimoza,Gonca,Beyza,Sultan,Zeyno,Merve ve diğer kader mahkumu kadınların hikayesi... Kadın mahkumların cezaevi hayatlarını anlatırken, onların nasıl cezaevine düştüklerini anlatan kadın hikayeleri... "Hiç uçurma uçurmadım ben. Kumdan kaleler yapmadım hiç. Sokaklarda oynayamadım. Çocuğum ben ama. Çocukluğumu yaşayamadım".. diyen annesiyle kader mahkumluğu yapan Mine'nin hikayesi...
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,255 okunma
Her birinin ayrı bir hikâyesi var. Iç burkan , hüzünlü; ama bir o kadar da heyecan verici ve çarpıcı... Herkesin okumasını tavsiye edebileceğim en değerli kitaplardan birisi.
Canan Tan'ın ceza evindeki kadınlarla görüşüp onların anlattıklarından yola çıkarak kurguladıgı kitabi. Bir mahkumun gözünden diğer mahkumların hikayeleri anlatılıyor. Açıkçası bana cok cok cok kurgu geldi. Klasik eski Türk filmlerini izler gibi hissettim kendimi. Cok başarılı ve okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim.
Aynı lokasyonda bir avuç kader mahkumları..
Hepsinin ayrı bir hikayesi ayrı bir düş kırıkları var
Oysaki onlarda yabancılaşmış hayatlarında bir avuç mutluluğa esir olmak için çabalamışlardı...
Oradaki (cezaevi) insanla dışarıdaki insanın ne farkı var?
Onların baktığı bir karış gökyüzü
Dışardakilerinde bakmaya doyamadığı mavi göklerin ardında temizlenircesine süzülen bulutları..
Her insan özgürdür;
Bulutlarıyla,
Gökleriyle,
Hayalleriyle...
Yazarın var olan düzensiz gidişatı güzel bir dille kaleme alması gayet etkileyici. Kitap çok akıcı ve sürükleyici okunmaya değer. Görünen her kötü suçun altında farklı bir neden yatabileceğini ve olaylara farklı bakış açılarıylada yaklaşmak gerektiği mesajını ustaca vermiş.
KelepçeCanan Tan · Doğan Kitap Yayınları · 20164,255 okunma
Canan Tan Ankara'da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı.
Kariyeri
"Eczacı iken, nasıl edebiyatçı oldunuz ?" sorusuyla sıkça karşılaştığını vurgulayan Tan, asıl sorunun "Edebiyatçı iken nasıl eczacı oldunuz?" diye sorulması gerektiğini belirtiyor. Bunun nedeni ise edebiyata olan ilgisinin daha önce başlaması. Lise yıllarında, Hisar Dergisi'nin düzenlediği şiir yarışmasında aldığı birincilik bu dünyanın kapılarını ona aralamış. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Basın Yayın bölümünü Türkiye derecesi ile kazanarak, yakınlarının isteği doğrultusunda eczacılık fakültesini tercih etmiş, ancak daha sonra evlenerek Diyarbakır'a gelin olarak gitmiş ve orada yaşadığı süre içinde yazım hayatını sürdürse de bunları gün ışığına çıkartmamıştır. Ne Diyarbakır'a gitmesinin, ne de eczacılık mesleğini tercih etmesinin onun için bir eksik değil aksine Piraye, Eroinle Dans, En Son Yürekler Ölür adlı eserlerine birer ilham kaynağı olduğunu belirtmiştir.
Bu sıralarda yazdığı bir öykü, Hürriyet Gazetesi'nin düzenlemiş olduğu bir yarışmada birinci olmuş ve fotoroman olarak çekilmiştir. İzmir'e geldiği sıralarda da bir çok öyküsü ona ödüller getirmiştir. Bunun yanı sıra Hürriyet Ege ve Yeni Asır'da konuk köşe yazarı olarak güncel yazılar, Milliyet Pazar'da mizahi yorumlar yazmaya başlamış. İlk kitabı olan İster Mor, İster Mavi 1996'da Aziz Nesin'in birinci ölüm yıldönümünde İnkılap Kitabevi'nin düzenlediği mizah öyküleri yarışmasından başarı elde ederek basılmıştır ve aynı zamanda Canan Tan'a, Türkiye'de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanını kazandırmıştır. Devam eden mizahi öyküleri ve çocuklar için yazdığı eserleri ona bir çok ödüller getirmiştir. Asıl sağlam adımlarını yetişkinler için çıkardığı ilk roman olan Çikolata Kaplı Hüzünler ve devamında gelen Piraye adlı eserleriyle atmıştır. Hafta da üç gün ise Yeni Asır'da köşe yazıları yazmış ve 2004 yılında kazandığı köşe yazarı ödülüyle de bunu noktalamıştır. Daha sonra yarışmalara katılmaya son vermiş, okurlarının sevgisi için yazmayı sürdürmüştür.
Ödülleri
Türk Kütüphaneciler Derneği'nden, Türkiye'deki kütüphaneler bazında, "2009 yılının en çok okunan yazarı" ödülü/ 2010
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü'nden 2004 Yılı Köşe Yazarı Ödülü
10.Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde, uzun metrajlı film öyküsü dalında Birincilik Ödülü/ 1999
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Cumhuriyetin 75.Yılı Çocuk Öyküleri Ödülü /1998
İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü/ 1997
Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü Yarışması'nda Birincilik Ödülü/ 1997
BU Yayınevi'nin Çocuk Öyküler Yarışması'nda 1. Mansiyon/ 1997
İnkılap Kitabevi'nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması'nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye'de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı/ 1996
1.Ulusal Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Yarışması'nda 1. Mansiyon/ 1988
Kelebek (Hürriyet) Gazetesi'nin senaryo yarışmasında birincilik ödülü