"Ama hep böyle güzel değilsin be dünya," dedim içimden. "Kabul et, hiç de ahım şahım değildin. Bir yerlerde birileri için coşkuyla dönmüş olabilirsin. Çünkü fırıldağın tekisin. Şimdi terk edileceğini anlayınca yeniden göze girmeye çalışan serseri sevgililer gibi cilveyle göz kırpsan da ikimiz de biliyoruz, bunca zaman ağzıma ettin."
"Mesela batağanları bilir misiniz? Su kuşudur bunlar. Bir kadın nasıl annelik edeceğini bir insandan değil, bunlardan öğrenebilir."
Hah, dedim içimden. Nasıl annelik edeceğini kadınlara söylemeyen bir kuşlar kalmıştı. Şimdi üstüne tüy dikebiliriz.
Ağır başlı iki kaplumbağa ve yerdeki yaprakların arasında sürünen parlak derili bir yılan gördüm. Ne yılandan korkum ne de kaplumbağayı sevimli buldum. Üçü de varlığımı umursamadan kendi yollarına gidiyorlardı. Her şey olması gerektiği gibiydi. Hiçbir şey benimle ilgili değildi. Dünyayla kurduğum ilişkide hissetmeyi bilmediğim bir duyguydu bu: üstüme alınmamak.