Her şeyin geçtiğini, zamanın cümle derde şifa verdiğini söyleyenlere sövüyordum içimden. Dünyanın en büyük yalanıydı bu. Zaman geçiyordu, evet. Zamanın geçtiği doğruydu. Ama zamandan başka hiçbir şeyin geçtiği yoktu.
Sevdiğin, ama zamanla değil yapmayı, sevdiğini bile unuttuğun şeyleri bir düşünsene. Onları hatırladığında dünya yeniden yaşamaya değer bir yer olacak. Hayatsa hep zor kalacak, zor ama güzel. Şu yürüdüğümüz yol gibi. Sahi, pes etmedikçe daha güçlü hissediyor musun yolda kendini? Hayatta peki?
Bir kadının her daim bir erkeğin korumasına ihtiyacı olduğunu dinleyerek büyümüşsen, geceleri sokakta peşine takılan manyakları ancak elindeki telefondan babanı ararmış gibi yaparak püskürtebilmişsen, yalnızken rahatsız edildiğin barlarda yanında bir erkek varken ferah fahur oturabilmişsen sonunda yanında bir erkek varken kendini daha güvende hisseden bir kadına dönüşüyorsun işte.
Herkesin içinde başka türlü bir ev hayali. Bir çatı, bir yuva, bir sevgili, bir dost, bir ben... Hangi kisveye bürünürse bürünsün, içine girip sığınabileceği, orada kendini güvende hissedeceği, imkansız bir huzur telakkisi.