Aşkın kendisine inanmıyor, daha doğrusu nesnesinden ziyade öznesiyle alakalı bir his olduğunu biliyordum. Öyle büyütülecek bir yanı yoktu yani. Hepi topu biçki dikiş meselesi. Kendi ihtiyacına göre biçtiği kostümü elindeki en münasip modele giydirmeye çalışıyor insan. Ait olmadığı bedenden sarkıyor haliyle kıyafet. Paçası uysa beli oturmuyor, omzu denk düşse kolu kısa geliyor. Sonra vay efendim sen onu benim istediğim gibi giyemedin, vay sen beni yeterince sevmedin. Halbuki terzi de modele değil, diktiği elbiseye bayılıyor.
Hayatını ağır kanalamalı geçirmek istemiyorsan, koparken parçalanacak kadar alışma kimseye. Onlar seni terk etmeden, sen onlardan vazgeç. Kalmaya çalışıyormuş gibi yaparken bile çık bütün fotoğraflardan. O yaldızlı çerçevelerden sana bir çatı çıkmayacak, medet umma onlardan. Kendi ruhunun çatlak duvarlarına tutun, zararsız hiçliğine yapış. Bir hiçten koparken kanamaz çünkü insan.
Sevdiğini söylemeye, sevildiğini işitmeye bile lüzum duymadan, beklemeden, ummadan, borçlanmadan, alacak defterine yazmadan, hesap kitap yapmadan, sırf içinden öylesi geldiği ve elinden de başka türlüsü gelmediği için sevivermek birini. Şiddetini bugünkü yetişkin sözcüklerimle tarif edemeyeceğim denli güçlüydü çünkü katıksız, kıyassız, dolaysız ve saftı. Akılla anlama, sözcüklerle yaftalama çabasıyla seyreltilmemiş, gözüpek bir duygu sağanağıydı. Tecrübeyle kirlenmemiş, pazarlıklarla tarumar edilmemişti. Haritasız ve plansızdı. Gerek de yoktu zaten, kendi kendinin pusulasıydı. Her şeyin varacağı değil, başladığı yerdi. İpek değil, kozaydı. Öyle saf bir mutluluktu ki, geri gelmeyeceğini bildiğim bütün kayıplar gibi hatırası canımı yakıyor şimdi.
Suskunluklarımızda çatlaklar açmıyor, kırılgan kıyılarımızı meraklı ayak izlerimizle talan etmiyorduk. Kader'in yaptığı işi hiçbir zaman mesele etmedim, ona akıllar vermeye, başını "Senin iyiliğin için," duvarlarına vurarak ruhunu ezmeye yeltenmedim. Hayat çukurunun içinde hangi rencide köşeciğine saklanıp iliştiyse orada sevdim onu. Değiştirmeyi ummadan, zımparalamaya kalkmadan, kimse, neyin içindeyse, tam da öyle benimsedim. Gerçekten sevmek birini her neyse öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu daha iyisini, eksiksizini düşmeden bağrına basma yetisi, olduğu gibi.