Esnaf lokantasında çorba içmek bilinçli bir tercih miydi? Bunu hâlâ düşünürüm. Çorba insanları yakınlaştırır. Ancak çok samimi olduğunuz biriyle karşılıklı oturup çorba içersiniz. Çorba yoksunluğu çağrıştırsa da sıcaklığıyla bunu örten bir yemek; içinizi ısıttığı kadar birlikte olduğunuz kişiyle de aranızdaki içtenliği artırıyor. Gösterişsiz ama vaatkâr. Birbirini sevenler ve iyi arkadaşlar birlikte çorba içmeye giderler, başkalarıyla aralarındaki mesafe nispetinde "yemeğe" giderler. Çorba konfordan ziyade merhamete karşılık gelir; yoksullar, yolda kalmışlar, çaresizler çorba parası isterler. Çorba fikri yerindeydi.
Hepimiz kederli ruhlarımızı, kırık kalplerimizi, boşluktaki duygularımızı onarmak için gerçek olmadığını bildiğimiz tesellilere razı geldik, kusurlarımızın üstünü örttük. Herkes kendince o kuyudan çıkmanın bir yolunu buldu.
İnsanın kaderinde bir düğüm noktası var, o düğümü çözebilmek hayatın keskin dönüşlerinden birine kapı açıyor. Marifetlerinle aptallıkların arasındaki mesafeyi adamakıllı ölçebilmek, zaaflarını ve gücünü dürüstçe keşfedebilmek, geçmişle gelecek arasındaki hayati dengeyi kurabilmek, benliğinin karanlıkta kalan taraflarını bulup yüzleşebilmek buna bağlı. O düğümü fark etmek kolay değil, kaderin nerede düğümlediğini anlayabilmek için çok güçlü bir sezgiye, hayat tecrübesine, içgörüye sahip olmak şart.