Anladım ezelden beri nasıl döndüğünü bu çarkın. Başkaldırmasın diye insanoğlu açlığın acısını, ayrılığın ıstırabını yaşattınız ona. Zulmettiniz insanlara, zamanlarını çaldınız, derman bırakmadınız; sırf bulamasınlar diye öfkelenecek vakti, ayağa kalkacak kuvveti!
Sevinin, zafer sizindir, sayıyorlar oldukları yerde! Kalabalıklar ama yapayalnızlar. Ben de yalnızım. Her birimiz yalnızız başkalarının korkaklığı yüzünden!
Fakat onlar gibi yere çaldığınız ben, onlar gibi aşağıladığınız ben, bir hiç olduğunuzu, göğü karartacak kadar engin, bir bakışa sığmayacak kadar büyük iktidarınızın yeryüzüne vurmuş bir gölgeden ibaret olduğunu, öfkeli bir rüzgâr çıktığında yok olup dağılacağını haykırıyorum işte suratınıza!
Her şeyin rakamlara, her şeyin formüllere sığabileceğini sandınız! Fakat unuttunuz hesaba katmayı yabangüllerini, gökteki yıldızları, yaz gülüşlerini, denizin kükreyişini, sabırların taşmasını, insanoğlunun öfkesini!
Gülmeyin! Gülmeyin ey budala! Sonunuz geldi! Zafer sarhoşuyken şahit olacaksınız bu savaşta çoktan mağlup olduğunuza! Şahit olacaksınız uğradığınız bozguna çünkü insanın içinde -bakın gözlerimin içine- insanın içinde öyle bir güç vardır ki asla boyun eğmez zulmünüze, bir çılgınlıktır zincirinden kopmuş; korkudan ve cesaretten doğmuş, akla sığmaz, zamana sığmaz, muzaffer bir güç yatar insanın içinde! O güçtür elbet kaynağından doğacak, o güçtür sahte zaferinizi yüzünüze vuracak!